19 Ocak 2012 Perşembe
18 Ocak 2012 Çarşamba
El Clasico Öncesi
Madrid Tarafı
Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.
Barça Tarafı
Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.
Saha İçi
Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!
Maç Sonrası
Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.
Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.
Barça Tarafı
Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.
Saha İçi
Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!
Maç Sonrası
Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.
16 Ocak 2012 Pazartesi
Haftanın Fotoğrafı
Herkes efsanenin geri dönüşünü konuşuyor, sadece Arsenal taraftarı değil bütün dünya ! İşte şanı bu kadar yayılmış kıtadan kıtaya konuşulan bir golcü o.Peki onu efsane yapan ne ? Aldığı ödüller saymakla bitmez, bir kere Arsenal kulüp tarihinin 226 gol ile en fazla gol atan oyuncusu. 98 tane asist ise sadece gol atan bir forvet olmadığının kanıtı.Sadece Arsenal ile kalsa iyi Fransa Milli Takımı'nın da en çok gol atan oyuncusu !
Evet 35 yaşına merdiven dayamış eski formundan çok uzak ama bir fırsat doğdu ve senelerdir hocası olan Wenger onu kısa bir süre olsa bile tekrar çağırdı..Ve henüz ilk maçında 0-0 giden karşılaşmada 68.dakikada oyuna girdi 78.dakikada golünü attı ! Düşünebiliyormusunuz tuttuğunuz takımın efsane ismi tekrar sizin formanız altında ! Bu insanı zaten heyecanlandırmaya yeter ama Henry için yetmiyor birde gole doymayan Henry tekrar gol atıyor.
İşte bu fotoğraf o maçta Henry sahaya girip golü atmadan biraz önce çekiliyor... Sakin ve sessiz bir şekilde başını dayayarak düşünüyor gibi, fırtına öncesi sessizlik gibi... Az sonra bir tarih yazıcağını bilmeyen bir futbol düşünürü gibi.
14 Ocak 2012 Cumartesi
Değişen Beşiktaş Taraftarı
Beşiktaş taraftarı denildiğinde tarifi olmayan bir düşünce oluşuyor insanda..
Hani yozlaşan bir kültürün son kalıntıları olan büyüklerimiz dedelerimiz vardır ya;
Beşiktaş taraftarı da buna benzer bir durumda.
Tribünlerin dedesidir beşiktaş taraftarı. Neden mi? Çünkü endüstriyelleşen futbola
karşı tek ayakta kalabilen bir kitledir.
Dünyanın sistemi değişiyor artık. Duygular değil,ekonomik çıkarlar ağır basıyor.
Kulüpler kendilerini destekleyen taraftarlardan sadece bağırmak,stadı doldurmak
istemiyor. Onlardan para kazanmak istiyor. Bunun için her yolu deniyorlar.
Yanlış mı? Hayır. Doğru ama taraftarını sadece ''müşteri'' olarak görmesi büyük yanlış.
İşte beşiktaş taraftarı buna tepkili. Çünkü armasının peşinden koştuğu evinde
televizyondan izlemek varken yağmur, kar, kış dinlemeden stadına gidip destek verdiği
şehir dışına kilometreleri devirip, gelip izlediği takımınının yönetenleri onu sadece
müşteri olarak görmesi,o taraftarı enayi yerine koyması demektir.
DURUŞ ?
Mahallenin asi çocuklarının oluşturduğu tribündür Beşiktaş tribünü !
Ama olayın asıl can alıcı noktasına geliyoruz şimdi: Malesef bu asi haksızlık karşısında baş kaldıran,
şerefli Beşiktaşlılık duruşunu serserilik,piçlik zanneden bir nesil çıkıyor ortaya.
Olayı genel Beşiktaş taraftarına maal etmiyorum ama İnönüye gittiğinizde yolda görseniz
serserinin teki diyeceğiniz adamlar,inönü stadında fazlasıyla var ve bunlar asıl beşiktaş taraftarının
imajını zedeleyen ve gelecekteki Beşiktaş taraftarının profilini olumsuz yönde değiştireceklerdir.
Birilerinin maşası olup,kullanılacak piyonlar olucaklardır ki oluyorlar da.
NEDEN ?
En ufak bir olaya karşı tepki gösteren,muhalif duruş sergileyenler 58.madde değiştirilmesi gündemdeyken neredeler ?
Neden şike yapanın cezası hafifletilmeye çalışırken bu muhalif grup susar, neden kış uykusuna yatar ?
Neden yayıncı kuruluş taraftardan çıkan sesi kıstığında ''sesi kıssana sesi kıssana ibne lig tv sesi kıssana'' diye bağıranlar,
desteklediği takım hakkında karşı tarafa istipahrat veren yayıncı kuruluş adamına karşı en ufak bir ses çıkarmazlar?
Kızdığınız yıldırım Demirören'den ne farkınız kalır susarsanız ?
Hani yozlaşan bir kültürün son kalıntıları olan büyüklerimiz dedelerimiz vardır ya;
Beşiktaş taraftarı da buna benzer bir durumda.
Tribünlerin dedesidir beşiktaş taraftarı. Neden mi? Çünkü endüstriyelleşen futbola
karşı tek ayakta kalabilen bir kitledir.
Dünyanın sistemi değişiyor artık. Duygular değil,ekonomik çıkarlar ağır basıyor.
Kulüpler kendilerini destekleyen taraftarlardan sadece bağırmak,stadı doldurmak
istemiyor. Onlardan para kazanmak istiyor. Bunun için her yolu deniyorlar.
Yanlış mı? Hayır. Doğru ama taraftarını sadece ''müşteri'' olarak görmesi büyük yanlış.
İşte beşiktaş taraftarı buna tepkili. Çünkü armasının peşinden koştuğu evinde
televizyondan izlemek varken yağmur, kar, kış dinlemeden stadına gidip destek verdiği
şehir dışına kilometreleri devirip, gelip izlediği takımınının yönetenleri onu sadece
müşteri olarak görmesi,o taraftarı enayi yerine koyması demektir.
DURUŞ ?
Mahallenin asi çocuklarının oluşturduğu tribündür Beşiktaş tribünü !
Ama olayın asıl can alıcı noktasına geliyoruz şimdi: Malesef bu asi haksızlık karşısında baş kaldıran,
şerefli Beşiktaşlılık duruşunu serserilik,piçlik zanneden bir nesil çıkıyor ortaya.
Olayı genel Beşiktaş taraftarına maal etmiyorum ama İnönüye gittiğinizde yolda görseniz
serserinin teki diyeceğiniz adamlar,inönü stadında fazlasıyla var ve bunlar asıl beşiktaş taraftarının
imajını zedeleyen ve gelecekteki Beşiktaş taraftarının profilini olumsuz yönde değiştireceklerdir.
Birilerinin maşası olup,kullanılacak piyonlar olucaklardır ki oluyorlar da.
NEDEN ?
En ufak bir olaya karşı tepki gösteren,muhalif duruş sergileyenler 58.madde değiştirilmesi gündemdeyken neredeler ?
Neden şike yapanın cezası hafifletilmeye çalışırken bu muhalif grup susar, neden kış uykusuna yatar ?
Neden yayıncı kuruluş taraftardan çıkan sesi kıstığında ''sesi kıssana sesi kıssana ibne lig tv sesi kıssana'' diye bağıranlar,
desteklediği takım hakkında karşı tarafa istipahrat veren yayıncı kuruluş adamına karşı en ufak bir ses çıkarmazlar?
Kızdığınız yıldırım Demirören'den ne farkınız kalır susarsanız ?
11 Ocak 2012 Çarşamba
" Didier Drogba Marsilya'nın efsanevi Velodrome'unda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçının 5. dakikasında hayatıma girdi . 11 numaralı formayı giyen o dev adam topu filelerle buluşturduğunda yerime nerdeyse oturamadım . Onun bu golü hayatında attığı son gol gibi kutladığını hatırlıyorum . Tüm stad delirmişti ve gürültü kulakları sağır ediyordu . Devre arasında onu tünelde buldum ve dedim ki :
-Seni alacak param yok , fakat Fildişi Sahillerinde senin gibi oynayan hiç kuzenin var mı ?
O stresli eleme maçının ortasında kahkaha attı, bana sarıldı ve dedi ki :
-Bir gün beni satın alabilecek bir kulüpte olacaksın .
6 ay sonra Chelsea'ye imzayı attım . Herkesin anlaşmak isteyeceği ve içinde olmayı arzuladığı büyük bir kulüple anlaşmıştım . Önümde bir çok seçenek vardı . Fakat ben gelir gelmez dedim ki :
-Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç yönetici şüpheyle bana yaklaştı ve sordu . Niçin şunlar şunlar değil de bu ?Onun buraya uyum sağlayabileceğine emin misin ? O yeterince iyi mi ?
Sonra tekrar dedim ki :
-Ben Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç gün geçti . Drogba ile Londra'daki özel bir havaalanında bir araya geldim . Yeniden bana sarıldı , fakat bu sefer unutulmaz bir şekilde .Bana dedi ki:
-Teşekkür ederim .Senin için savaşacağım . Pişman olmayacaksın . Ömrüm boyunca sana sadık kalacağım.
Ve yaptı da..."
Jose Mourinho'nun Didier Drogba'nın otobiyografisi için yazdığı önsözden bir kaç bukle...
-Seni alacak param yok , fakat Fildişi Sahillerinde senin gibi oynayan hiç kuzenin var mı ?
O stresli eleme maçının ortasında kahkaha attı, bana sarıldı ve dedi ki :
-Bir gün beni satın alabilecek bir kulüpte olacaksın .
6 ay sonra Chelsea'ye imzayı attım . Herkesin anlaşmak isteyeceği ve içinde olmayı arzuladığı büyük bir kulüple anlaşmıştım . Önümde bir çok seçenek vardı . Fakat ben gelir gelmez dedim ki :
-Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç yönetici şüpheyle bana yaklaştı ve sordu . Niçin şunlar şunlar değil de bu ?Onun buraya uyum sağlayabileceğine emin misin ? O yeterince iyi mi ?
Sonra tekrar dedim ki :
-Ben Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç gün geçti . Drogba ile Londra'daki özel bir havaalanında bir araya geldim . Yeniden bana sarıldı , fakat bu sefer unutulmaz bir şekilde .Bana dedi ki:
-Teşekkür ederim .Senin için savaşacağım . Pişman olmayacaksın . Ömrüm boyunca sana sadık kalacağım.
Ve yaptı da..."
Jose Mourinho'nun Didier Drogba'nın otobiyografisi için yazdığı önsözden bir kaç bukle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












