''Futbol topa sahip olma ve hükmetme oyunudur, maraton değil. Diğerleri istedikleri kadar koşabilirler, ben koşmayı bilmiyorum ama futbol oynamayı biliyorum.''
20 Mayıs 2013 Pazartesi
7 Nisan 2013 Pazar
Andrea Salih
Bazı futbolcular vardır ki kısıtlı fizik kapasitesini pas, top hakimiyeti, vücut çalımları, oyun görüşü (zekası) ve akıllarıyla kapatırlar. Bugün dünya futboluna bakacak olursak bu durumun en şaşaalı ismi olarak Andrea Pirlo'yu gösterebiliriz. Fizik futbolunun kralının oynandığı İtalya futbolunda, fiziki dayanıklılığı çok iyi olmasa bile Pirlo yıllarca üst düzey İtalyan takımlarında üst düzey pas, zeka, top tekniği özellikleri sayesinde liderlik yapmıştır. Maksimum verimi ise Carlo Ancoletti tarafından ofansif orta saha yerine, rakip savunmacılara uzak ve rahat edebileceği oyun kurucu pozisyonuna alınarak alınmıştır.
Bu geniş çaplı örnekten sonra şu an ülkenin en çok konuşulan genç futbolcusu Salih Uçan'a gelecek olursak; henüz gelişme çağında olduğu için fiziği tam olarak olgunlaşmış değil. Fiziki alt yapının en iyi kurulacağı zamanı yaşıyor ki bu onun için avantaj lakin bana verdiği izlenim, fiziği ne kadar gelişirse gelişsin hiç bir zaman takım arkadaşı ve ağabeyi Emre Belözoğlu gibi hırçın bir oyun yapısında olmayacak daha çok toplu oyunu seven bir yapıda olacak gibi. Bugün topsuz oyundaki temposuzluğu, defansif zafiyeti tolere edilebilir henüz 19 yaşında yeni bir yetenek olduğu için, ancak ileri ki yaşlarda bu eksiklik eğer bir Pirlo, Zidan, Guti gibi duruma ulaşmadığı sürece göze batar.
(Örnek verecek olursak bakınız Nuri Şahin. Dortmund sisteminin önemli bir parçası olan Şahin, Dortmund dışına çıktığında tutunamadığı ortada.)
Günümüz futbolu fiziğe dayalı bir yapıda olduğu için, topla oyununuz bir Picasso'nun tablosu kadar estetik olsa bile fizik kalitenizin de belirli bir seviyede olması gerekir. Buna en önem veren teknik adamlardan biride Jose Mourinho'dur. Öyle ki müthiş bir tekniğe ve yeteneğe sahip olan, ancak fiziksel zaafları olan Mesut'u kusursuz hale getirende kendisidir.
Samet Aybaba'nın ''Oğuzhan kendisini kuvvetlendirmeli'' demesine kızarken bir daha düşünün. Tabi biz Beşiktaş taraftarının kızdığı konu farklı. Aybaba ana fikrinde haklı haklı olmasına ama Oğuzhan'ı güçlendiremeyen ve aksine takımdaki futbolcuları sakatlayan kondisyonerlerine de biraz bakmalı.
Tekrar Salih'e gelecek olursak; genç futbolcuyu parlatmada sicili iyi olmayan Fenerbahçe için Salih önemli bir şans. Bu sezon sonuna kadar orta saha bölgesinde yaratıcılık sıkıntısı çeken ve üç kulvardan ilerleyen bir kulübün, 19 yaşındaki bir çocuğa bel bağlaması pek görülmüş bir şey değil. Normalde genç oyuncular için büyük kulüpte oynamak önemli bir şanstı, ama Salih için aynı durum geçerli değil. Erken yaşta üstüne yüklenen bu sorumluluğu kaldırabilmesi ise bizi en çok mutlu eden detay.
3 Mart 2013 Pazar
Şanlı Feda
Türk futbol tarihinin en önemli yapısında oynanacak olan son derbiydi, kulübün 110. yılıydı, 3 puan ikinciliğe yükseltiyordu, lider Galatasaray puan kaybetmişti, bu sezon hiç derbi kazanılmamıştı. Say say bitmez o kadar neden vardı ki bugün siyah beyaz yüreklerde son saniye golüne sevinecek...
Maça gelecek olursak; klasik bir Türk derbi geleneği olan, taraftar gazıyla topyekün saldırı oldu. Normalde bu bir 15 20 dakika sürer ama Fenerbahçe'li futbolcuların sakin ve topu tutmaya yönelik oyun anlayışı ile sadece 5 dakika sürebildi. Bu süreçten sonra Beşiktaş'ı sancılı bir süreç bekliyordu. Özellikle Gökhan Gönül ve Kuyt, Beşiktaş'ın zayıf olan sol kanatını çok iyi kullanarak etkili oldular. Boğulan, baskı yiyen, korkan, topu ayağında tutamayan bir Beşiktaş var derken gol geldi ama bu gol yanlış bir ofsayt bayrağına takıldı.
Bu golden sonra anlamsız bir şekilde Fenerbahçe oyunu rölantiye alıp geriye yaslandı. Bunu sallanan ve düşmek üzere olan bir boksöre vurmak yerine gard almak olarak yorumlayabiliriz. Hal böyle olunca Beşiktaş, Fernandes'in sorumluluk alması ve duran top kozları ile kendine geldi ve eşitliği yakalıp ilk yarıdaki o ölü topragını üstünden attı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
Oyuna müdahaleler ise Beşiktaş'ın dar kadrosuna rağmen çok doğruydu. Gökhan Süzen'in çıkıp Emre'nin girmesi pozitif anlamda etki yaratırken özellikle Emre Özkan'ın çok ciddi müdahaleleri de oldu. Yine tam Raul Meireles ve Baroni çıkarken Oğuzhan Özyakup'un alınması, Toraman - Veli - Fernandes ile mücadele ve press anlamında üstün olan merkez orta sahayı pas anlamında da üstün kılan faktör oldu. Artık bu Rus ruletinin sonuna yaklaşılıyordu, iki taraftan biri kurşunu yiyecek veya beraberlik ile kimsenin başı yanmayacaktı. Ama öyle olmadı ve Beşiktaş en iyi yaptıgı seylerden birini yaparak son saniyelerde kontra atağa çıkıp bulduğu golle İnönü'nün son derbisine yakışır bir finale imza attı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





