23 Aralık 2012 Pazar

Andre Santos'un Dövmesi

Futbolcuların sadece performanslarının konuşulmadığı, olayın magazinsel yönünün de çok konuşulduğu bir devirdeyiz. Özellikle yabancı futbolcuların vücudunda bulunan bir çok dövme var, bunlardan belki de en anlamlılarından biri de Andre Santos'un dövmesi. 


        "Kimse sizin acınızı alamaz bu sebeple  mutluluğunuzu da almasına izin vermeyin"

20 Aralık 2012 Perşembe

Hoşçakal Quaresma

Quaresma'yı mahallenin sevilen yaramaz çocuğuna benzetebiliriz. Bunu 3 kasti kırmızı kartına, soyunma odasında iyi insan - kötü hoca Carvalhal'e saldırıda bulunmasına, sakatlığı geçmesine rağmen ülkesinde tatil yapmaya devam etse bile söyleyebiliriz. Tabi bu saydıklarımız Quaresma'nın, Beşikaş'ta olan kredisini bitiren ona karşı muhalif taraftarı çoğaltan unsurlardı.

Birde onu sevdiren unsurlar vardı, neydi onlar ?

Yaptığı estetik hareketler, klas asistler, trivela - rabona vuruşları, sempatik tavırları, malzemeci Süreyya Soner ile sıkı arkadaş olmaları, Trabzon maçında down sendromlu kardeşimize sarılıp öpmesi, Tel Aviv maçında çarptığı top toplayıcı çocukla fotoğraf çektirmesi, Kasımpaşa maçında engelli taraftara devre arası gidip formasını vermesi gibi gibi detaylar.



Günümüze gelecek olursak, Quaresma ve yeni yönetim ile aralarında geçen sorunda her iki tarafında hataları var. Ama kimse bize hikaye anlatmasın, eğer gerçekten ama gerçekten bu takımda kalmak ve oynamak isteyen bir kişi işi yokuşa ve inada bindirmez gereken indirime gider ve kalırdı. Quaresma'nın bu süreçte en büyük ve kendini bitiren hatası, Fenerbahçe maçı öncesi kabul ettiği indirimi takım yenilince bana muhtaçlar diye düşünerek karar değiştirmesidir. Bu olaydan sonra Fikret Orman ve yönetimi, Quaresma'yı zaten kafa olarak bitirmişti.

Hiç kimse Quaresma'ya, Schuster döneminde muhalif değildi. Beşiktaş tarihinin en pahalı takımının başına ne zaman futbolcuların saymadığı takım üzerinde sıfır otoritesi olan Carlos Carvalhal geldi, o zaman başta Quaresma olmak üzere Manuel Fernandes ve Guti yoldan çıkmaya başladı. Suçu sadece Carvalhal'ın üstüne yıkmıyorum, profesyonel olan adam hocasız bile kendine bakar ama bu saydığım isimler yönetilmezse istenmeyen sonuçlar doğurabilecek isimlerdir. 73 maç 18 gol 27 asist bana kalırsa bir kanat oyuncusu için başarılıdır, ama 3.750.000 EURO kazandığı ve sorumsuz hareketleri yüzünden gölgede kalmıştır.



İyi kötü güzel anılarımız var seninle, yaşandı ve bitti. Bu olay yüzünden bütün sorumluluğu üstüne alan yeni yönetime kin beslemeyelim, çünkü başka Beşiktaş yok !


16 Aralık 2012 Pazar

Ne Bir Eksik Ne Bir Fazla

Ekstra bir özelliği olmayan sıradan bir derbi geride kaldı. Üzerine uzun uzun konuşulmayacak, sürprizi veya geceye damga vuracak bir olayı olmayan kuru bir derbi. İki takım da maça kontrollü başladı, klasik bir Türk derbisi olarak ev sahibi takım ilk dakikalar da konuk takımı baskı altına aldı lakin bu baskı dozajı ayarlanmış kontrollü bir baskıydı. Rierra'nın, Beckham vari müthiş ortasına Bekir kayıtsız kalamayıp topu kendi ağlarına göndererek, Fenerbahçe'nin o baskıdan boynu bükük çıkmasını sağladı.


Fenerbahçe geriye düştükten sonra, sakin ve geriden net pas alternatifleri ile çıkarak golün etkisini atlatmayı iyi başardı. Ama oyuna bir türlü ciddi şekilde ortak olamadı. Her ne kadar topu ayağında tutmayı başarsa bile kaleci Muslera'yı zorlayıcı tek şutu, Hasan Ali Kaldırım'ın süpriz şutu oldu ve bu vuruşta zaten gol oldu. Kendisine verilen görevi yerine getiremeyen Baroni'nin, Selçuk İnan'ın gerçekten de inanarak vurduğu yerden faul yapması ve sonucunda gol olması da kötü performansını süsleyen kreması oldu.


Maçın başından sonuna kadar Galatasaray himayesi altında geçti. Bir türlü beklenilen patlamayı istikrarlı bir şekilde yayamayan Hamit Altıntop ve ligimizin en iyi sağ bek oyuncularından Eboue'nin sağ tarafı dinamo gibi kullanması. Selçuk İnan'ın merkez bölgeden kanatlar arasında bağlantıyı sağlaması, Amrabat'ın sol taraftaki dinamizmi, Melo'nun savunmada her ne kadar bazen riskli hareketler yapsa bile Fenerbahçe'nin Sow ile orta saha arasındaki olmayan bağlantıyı iyice koparması bu himayenin en büyük etkenleriydi.


Selçuk'un istediği gibi sağdan alıp sola, soldan alıp sağa, geriden alıp ortaya vermesinde Raul Meireles'in etkisiz oyununda payı vardı. Kırmızı kart ile sadece beden olarak oyundan çıktı, etki olarak oyundan çoktan çıkmıştı. 2.bölgenin merkez bölümü, hem defansif hem ofansif anlamda kopuktu. Bunda en büyük pay Baroni - Meireles ikilisinindi. Sol kanatı hiç işlemeyen, sağ kanat ise Rierra'nın savunma zafiyetleri ile birazda olsa işleyen düzenin bitirici vuruşu ise erken ama doğru zamanda gelen Umut - Yekta değişikliği oldu. Bu değişiklikten sonra oyunu Galatasaray tuttu ve Amrabat ile hızlı ataklarla bitirici vuruşu kovalasa bile, o vuruşu hakemin maçın son düdüğünü çalması ile buldu. Beklenilen bir maç oldu, belki beklenilmeyen tek şey Raul Meireles etkisinin bu derece düşmesiydi. Bu derece kopuk olan Fenerbahçe'yi, Galatasaray daha zor bulur.


5 Aralık 2012 Çarşamba

Tayfun Bayındır Röportajı


Gazetecilikte ilk ciddi icraatım diyebilirim bu röportaj için. Vatan Gazetesi futbol yazarı ve aynı zamanda Lig Tv de yorumculuk yapan Tayfur Bayındır ile güzel bir söyleyişi gerçekleştirdik. Sorularımı kalıcı gündem yaratmış konulardan sormaya özen gösterdim, işte detaylar... 


Alex'in Fenerbahçe'den ayrılış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Fenerbahçe bu süreçten nasıl etkilenmiştir?

Alex'in ayrılmasının ya da ayrılma biçiminin çok şık olmadığını hep dile getiriyorum. Futbolcular, teknik adamlar, yöneticiler, başkanlar gelir giderler ama kurumlar kalırlar. Zamanı gelince Alex’de bu takımdan ayrılacaktı ama bu kadar iyi ve uzun süreli hizmetleri olan oyuncunun da ayrılış ya da gönderiş biçiminin de bu şekilde olmaması gerektiğini düşünüyorum. Daha Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakışır bir şekilde olabilirdi diye düşünüyorum. Fenerbahçe'yi nasıl etkiler; oyun anlamında çok fazla etkilemedi aksine Alex’in olmaması görülen o ki Fenerbahçe’yi biraz daha tempolu oynamaya sevk etti ama gidiş şekli ile ilgili çok geniş bir burukluk hala herkesin içinde var.

Peki Aziz Yıldırım ilk muhalefetini sizce Alex yüzünden mi gördü?

Hayır bence ilk muhalefetini Alex’den önce zaten görmüştü. Sessiz çoğunluk denen bir çoğunluk var. Aziz Yıldırım gözaltındayken de hapisteyken de bu muhalefet zaten vardı. Çıktıktan sonra özellikle kadın taraflara karşı mikrofonu alıp Aykut Kocaman yanında hareket etmesi bence birinci başlangıçtı.



Beşiktaş'ın yeni yönetim ve teknik heyet ile birlikte feda süreci hakkında düşünceleriniz neler? Beşiktaş'ın yeni yapılanmasın da olumlu ve olumsuz şeyler sizce neler, ne değişti Beşiktaş'ta?

Beşiktaş'ta heyecan değişti, açıkçası heyecan yükseldi. Yeni yönetim güzel şeyler yapmaya çalışıyor ama kim ne derse desin onlar sorunlu bir dönem devraldılar. Hem Uefa ile sıkıntıları var, hem yurt içinde ekonomik anlamda ciddi sorunlar var, hem de bunun ötesinde başta Quaresma olmak üzere bazı futbolcular ile ilgili yol ayrımına geldiler. Doğru strateji ama uygulamada yanlışlıkları var, bu nedenle Quaresma konusu onların başlarını ağrıtmaya devam edecek. Ancak ben bu yönetim geldiği günden beri hep dile getiriyordum, Samet Aybaba tercihi doğru bir tercihtir. O tercihin doğru olduğu bu günlerde daha net ortaya çıkıyor, tempolu oynayan çok gol atan savunmasın da sorunları olmasına rağmen heyecan yaratan bir takım var. Zaman galiba en çok Beşiktaş'ın ihtiyacı olduğu şey.

Uefa'ya gitmemesi, haftada bir maç yapması, Beşiktaş'ın işine geldi mi sizce?

Elimizde iyi bir Galatasaray örneği var. Bir sezon önce Avrupa’ya gitmeyen Galatasaray tek kupaya hedeflenmişti, Türkiye kupasından da erken ayrılmıştı zaten. Bence bu bir avantaj, şu an da görüyoruz ki Fenerbahçe’de Galatasaray’da haftada dörder gün arayla maç oynamaktan zorlanıyorlar. Ne kadar Türkiye koşullarına göre üst düzey kadroları olsa da yetmiyor, bunu hep birlikte görüyoruz. 

Sizce Galatasaray takımında bir düşüş var mı? Yapılan takviyelerden Terim istediği verimi alabildi mi?

Bir düşüş olduğunu düşünmüyorum açıkçası, çünkü Şampiyonlar Ligi’nde oynuyorlar ikisini bir arada götürürken doğal olarak rotasyona gidiyorsunuz ve bu da farklı görüntüleri ortaya çıkartıyor. 

Tomas Ujfalusi’nin sakatlığı dengeyi bozdu mu?

Özellikle o çok bozdu tabi, tercihleri değişik yöne çekti. Bence Ujfalusi’den önce sezon başında başlarken Arda’lı bir plan yapmışlardı. Birden bire ardanın gidiyor olması yerine alternatif bulmakta onları zorlandırdı üstüne Ujfalusi’nin sakatlığı da geldi böylece bir takımın omurgasının en önemli diyebileceğimiz üç dört tane bölgesinden ikisi gitti yerlerini doldurmakta çok zorlandı Galatasaray.

Doğru oyuncularla doldurabildiler mi?

Eldeki alternatifler içinde olabilecek ekonomik anlamda en doğrularını aldıklarını dile getiriyorlar. Fatih Terim'in bu konuda serzenişleri var, özellikle bazı kendi istediği oyuncuları alınmaması konusundan. Unutmayalım ki kadro tamamlandıktan sonra hiç Fatih Terim’in ağzından rüya takım tabirini görmedik aksine bu takım rüya takımı değil acele etmeyin yaklaşımları da vardı. Bence Hamit Altıntop dışındaki transferler bu takımda rüya tabirine gelebilecek transferler değil. Biraz belki Burak'ı katabiliriz ama rüya takım dediğiniz de en azından üç dört tane oyunu bir kaç yönde oynayabilen oyuncu demektir o da ciddi bir ekonomik yük anlamına gelir.




Şike davası sürecinden sonra sizce Türkiye'de futbola olan ilgi azaldı mı, ne gibi şeyler değişti o dava öncesi ve sonrasında?

İlgi çok fazla azalmadı, genelde herkesin bildiği ama belgeleyemediği konuşamadığı konular bu sefer belgelendi ve konuşuluyor noktası hakim bir yandan da malumun ilanı diyebiliriz. Fenerbahçe ile birlikte 8 9 takımın da adı geçiyor biliyorsunuz. Bir o kadar yönetici, teknik adam, futbolcu bunların hepsi var. Evet Türkiye'de biraz ilgiyi azaltmış olabilir, seyir ilgisini azaltmış olabilir ama bu dönemlerde görüyoruz ki o ilgi tekrar toparlanmaya başladı. Sezon bitiminde de bu ilgi yeniden eskisi kadar alevlenecektir ama bu dönem yani şikenin olduğu 2011 yılı Türk futbol tarihinde bence kara bir lekedir, unutulması da mümkün değildir

 Ülke spor medyasında sizce neler değişmeli? Baktığımız zaman sürekli saha dışı konular konuşuluyor, asıl konuşulması gereken şey 2. plana atılıyor. Sizin bir değiştirme gücünüz olsaydı ülke medyasında neyi istemezdiniz, neyi daha çok ön plana çıkarmak isterdiniz?

Gerçek spor adamlarını, spor yazarlığı yapmalarını isterdim. Gece futbolcu yatıp, gece hakem yatıp, sabah yorumcu kalkanlardan değil. Yıllarca bu mesleği yapan insanların işin başında olmalarını isterdim. Ne yazık ki Türkiye'de bu tür konulara ağırlıklı olarak patronlar onay verdiği için ve işin içinde çok ciddi anlamda reyting ve tiraj yarışı olduğu için tercihler bu şekilde oluyor. Birde şunu söylemekte lazım, Türk futbolunda televizyonlarda ve gazetelerde yorum yapan herkesi spor yazarı olarak addetmek doğru değil. Onlar zaten bence spor yazarı değil, futbol yorumcuları. Bir de öyle adlandırmak lazım. Türk futbolunun ne kadar değişmeye ihtiyacı varsa, Türk spor medyasında da o ölçüde değişmeye ihtiyaç var.

Abdullah Avcı ile yeni bir anlayışa geçti milli takım, sizce milli takımın stratejisi nasıl? 
Mesela Abdullah Avcı'dan önce Sercan Sararer, Kerim Frei gibi futbolcuları kimse duymuyordu şimdi Abdullah Avcı gençlere daha çok şans veren bir hoca olduğu için duyulmaya başladı. Yeni anlayış sizce nasıl ve bu anlayış uzun süre devam eder mi? 

Bizim milli takımımızdaki en önemli konu sonuçtur. İyi sonuç aldığınız sürece teknik adamın adı ne olursa olsun Abdullah Avcı, Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Metin Türel hiç fark etmez iyi sonuç aldığınız sürece milli takımda işlerin iyi gittiğini düşünür söyler hatta yazarız da. Ama işler kötü gidince daha farklı değerlendiririz. Ne yazık ki günlük başarılar üzerine kurulu Türk futbol takımının tarihi. Abdullah Avcı döneminde biraz daha gençleşme var ama sonuçlar o kadar kötü ki, elde edilen sonuçlar o kadar kamuoyunu üzücü noktadaki, bu durum Abdullah Avcı'nın hamlelerinin önüne geçiyor. Abdullah Avcı'nın hamlesi hayata geçtiği andan itibaren ‘’ne sonuç aldın ki ?’’ sorusuyla karşı karşıya kaldığı için yeterli eğiliminde bulunamıyor.


24 Kasım 2012 Cumartesi

Takım Ruhu 1 EURO 0


Bu yazıda genel tarzımın dışına çıkıp işin teknik yanını yorumlamaktan ziyade,
Beşiktaş'ın ruhsal değişikliğine vurgu yapacağım. Çünkü Beşiktaş'ta sadece
forma altındaki bedenler değişmedi ! Geçen sene Beşiktaş takımı içinde aile
ortamı olmayan lüks bir ev gibiydi. İhtişamlı, büyük, konforlu ama soğuk.
Şimdi ise Beşiktaş küçük ama sıcacık bir evde aile ortamını yakaladı. Fikret Orman
küçülme dediği zaman doğru şekilde anlaşılamadı, halbuki bazen daha ileri atlamanız için
bir iki adım gerilmeniz lazım. İşte Beşiktaş Başkanının küçülmekten kasıtı buydu.
Öyle veya böyle Beşiktaş daha ileri kendini atmak için gerilirken bile maç fazlası ile bile olsa zirveyi kısıtlı kadrosuyla gördü.
Belki Beşiktaş haftalar ilerledikçe zirveden kopacak, belki UEFA'ya zor gidecek, belki de kim bilir şampiyon olacak. Ama şöyle bir gerçek var ki geçen sezon burnu kırılıp altı pas içinde yatan İbrahim Toraman yalnız kalmayacak, henüz sakalları bile çıkmamış 21 yaşındaki Necip Uysal Beşiktaş'ın kaptanı olmaya devam edecek.

Bazı fotoğraflar çok şey anlatır.



Bazı olaylar çok şey anlatır.

Samet Aybaba:  “İsmail bizim evladımız, biz Beşiktaş ailesiyiz. Arkadaşlarının ona duyduğu sevgiyi görüyorsunuz. Hastaneye gittik. 
Ersan dedi ki; 'İsmail ne kadar şanslısın, ben 1 yıl önce sakatlandım buraya geldim, yanımda kimse yoktu'. 
Biz bir aile, bir takım ortamı istiyoruz. Böyle birliktelikler de bizi mutlu ediyor”

22 Ekim 2012 Pazartesi

Fabian Ernst Oley Oley Oley


Konu yeni transferler, kahramanlar ve bir defansif orta saha olarak neden Ernst'in Beşiktaş takımında bu kadar çok sevildiğidir.

Onun cevabı:  "Beşiktaş taraftarlarının çoğunluğu işçi sınıfından geliyor ve sahada doksan dakika boyunca koşan, emek veren oyuncuları kendilerine haliyle daha yakın görüp başka seviyorlar. Bu belki benim sevilmeme bir açıklamadır."

Kaynak: 11Freunde



22 Eylül 2012 Cumartesi

Devrim Diyen Beşiktaş

İBB maçını saymazsak, Beşiktaş ilk ciddi sınavından geçti Antep deplasmanında. Ligimizde büyük ve küçük takımlar arasında artık eskisi kadar büyük uçurumlar yok, artık her Anadolu takımı evinde 3 puan için oynuyor, büyük takımları Anadolu takımlarından ayıran tek özellik kalite ayaklardır. Beşiktaş geçen sene bunun bolluğundan zarar görürken, bu sene ise bu ayağın tek bir oyuncuya düşmesinden dolayı sıkıntı yaşıyor. Beşiktaş'ı rakiplerinden ayıran tek özellik ''Koşan bir Beşiktaş, basan bir Beşiktaş'' olmamalı, çünkü bugün Antep, Sivas, Kayseri deplasmanlarında en az sizin kadar koşan bir rakip, basan bir rakip olacak.

Beşiktaş'ın verdiği mücadele beni geçen sene o ruhsuz takımı izledikten sonra gerçekten heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor, ancak gideceğimiz o zorlu deplasmanları düşündükçe tırnaklarımı kemiriyor stres yapıyorum... Samet hoca ne yapıp etmeli Beşiktaş'ı tamamen Fernandes'in performansına mahkum etmemeli. Oyun içinde Fernandes ile pas kanalı oluşturabilecek tek kişi var o da Olcay Şahan, zaman zaman Almeida buna eşlik ediyor nokta santrafor olarak. Necip ve Veli düz oyuncular, Beşiktaş'ın ciğerleri bu ikili lakin büyük takım daha çok topla oynayan taraftır ve toplu oyunda ise bu iki oyuncu etliye sütlüye bulaşmaz ve kafadan iki kişi takımı hücumda yalnız bırakır. Oysa günümüzün büyük takımlarında belirli bir seviye bile olsa ön liberoların hücuma destek vermeleri, zaman zaman ince işler yapmaları istenir ama malesef Necip bu konuda vasat ötesi, Veli ise yetersiz. Bugün Necip yerine herkesin nefret ettiği bir Emre Belözoğlu'nu BJK orta sahasına koysanız sanırım Samet hoca sevinçten çiftetelli oynardı. Ancak şartlarımız bunlar ve Necip sabredilmeyi hak ediyor. Oğuzhan Özyakup bu kısırlığı çözebilecek ve geriden gelip hücuma yardımcı olabilecek tek oyuncumuz. Hocanın bazı maçlarda Veli - Necip ikilisinden birini çıkartıp, Oğuzhan'ı oyuna olarak Fernandes'i rahatlatmasını bekliyorum ve bunun zamanıda geldi. 

Aslında başka bir yol daha var Beşiktaş'ı oyunda yalnızca Fernandes'e mahkum kılmayan, gerçi o yol yol değil ancak Ricardo Quaresma'nın sahada olması, Beşiktaş'a hücumda yaratıcılık katacağı inkar edilmez bir gerçek. Bu takım onu içerdeki maçlarda değil belki ama deplasmanlarda arar. Ama işin teknik boyutu dışında gelişen bazı nedenler, hesaplar var. Quaresma'nın takım içinde istenmeyen adam olduğu gerçeği var birde, bu yüzden bu konuda yönetimin alacağı karara saygı duyarım ancak bütün yük Fernandes'e binme sorunu çözülmezse bu iş bir yere kadar gider.



16 Ağustos 2012 Perşembe

Türk Futbolunun Kurtuluş Reçetesi


  • Amatörlerin söz sahibi olduğu bir duruma doğru gidiliyor

  • Kirli suyu temizlemezsek,bu kirli sudan biz de payımızı alırız

  • Sokakta konuşulanları bugün kapatabilirsiniz ama yarın karşınıza yeniden çıkar

  • Sermayemiz paramız değil, itibarımızdır. Bunu kaybetmeyelim. Futbol için para araç olmalı, amaç olmamalı

  • Neyin yanlış olduğunu ortaya koyalım. Kimin yanlış yaptığı benim için önemli değil.

  • Spor sevgisi insan sevgisi kulüp sevgisi ülke sevgisi ön planda olmalı bunları kaybetmeye gidiyoruz

  • Hepimizin modern bir ekol oluşturmamız gerekiyor bunun için hiç bir gayret yok

  • Teknoloji gelişti,tesisler iyi,malzeme iyi,iletişim var,müthiş bir para girdisi var futbola ilgi arttı ama kısıtlı imkanlarda yapılan futbolcu üretimi başarıları bugün arıyoruz,o zaman biraz kendimizi sorgulayalım

  • Önce TFF, sonra kulüpler sonra da kişiler gelmeli ama biz hep tersini yapıyoruz.

  • TFF para kazanan bir kuruluş değildir. Futbol eğitimine önem veren kurum, futbolu geliştiren kurum olmalıdır.

  • Kaynaklar arttı ama iyi kullanılmıyor,bugün bu bizim içinde geçerli,geçen seneki oyuncumuz 1 alırken bugün 3 alıyor futbol daha iyi olmuyor. Para ile oyuncu geliştiremiyorsunuz çalıştırmayla anlayışla geliştiriyorsunuz

  • Sistemli planlı çalışmayı 2.plana ittik

  • TFF UEFA ve Fifa'ya örnek tekiller öğretmemiz gerekiyor ama şu an tam tersine yaparak ülkenin itibarını zedeliyoruz

  • Şike,şiddet,alt yapı,süper lig,hakemler,hocalar,yöneticiler,oyuncular,medya,seyirci gözden geçirilmeli yeniden yapılanmalı

  • Hiç başımızda bir fikir üretecek durum yapmıyoruz sadece o günkü çıkarımıza dönük hareketler yapıyoruz

  • Futbol basit ve güzel bir oyundur ama zorlaştırıyoruz

  • Hukukun gücü değil, gücün hukuku var.

''Eskiden açlar oynar toklar seyrederdi,şimdi toklar oynuyor açlar seyrediyor'' Şenol Güneş

25 Haziran 2012 Pazartesi

Jose Mourinho...

                        Teknik Direktörlük kariyerinin henüz başında olan Jose Mourinho



                         Dünyanın en iyi hocası olarak gösterilen Jose Mourinho  


Porto Portekiz 23 Ocak 2002 26 Mayıs 2004




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, UEFA Kupası, UEFA Şampiyonlar Ligi
Chelsea İngiltere 2 Haziran 2004 20 Eylül 2007




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, 2 Lig Kupası
Internazionale İtalya 2 Haziran 2008 28 Mayıs 2010




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, UEFA Şampiyonlar Ligi
Real Madrid İspanya 31 Mayıs 2010





1 Lig Şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu 
































Peki ya başarıdan başarıya koşarken,ömürden bu kadar hızlı şekilde harcamaya değer mi ?












"Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir. ondan çok daha önemlidir..." Bill Shankly

13 Haziran 2012 Çarşamba

Devrim Başka Bahara Hoş Geldin Koca Mustafa

Böyledir işte Beşiktaş,tarihinin en pahalı takımını Havutçu,Carlos
gibi basiretsiz hocalara teslim eder,
geleceğin kadrosunu kuracağız der Denizli gelir.
İsyanım Denizli'ye değil işleyen sisteme,eski ve yeni yönetime.
Fikret Orman,Altınsay'ı ikna etmek için uzun süre uğraştı
ve başarılı oldu.Altınsay tam yetkiyle futbolun başına geçti
ve arama tarama yapmaya başladı.Peki hedef neydi ? Geleceğe yönelik bir
takım kurmak ve uzun süreli çalışılacak bir hoca. Bu işin baş sorumlusu
kimdi ? göreve gelen Altınsay

Plan uygulanmaya başladı ve genç yetenekler'in bazıları ile görüşüldü
Berat,Emre Güral,Berkay Samancı,Oğuzhan Özyakup gibi.Bazıları oldu bazıları
olmadı.Hoca konusu ise sürekli sıkıntıya girdi ve en sonunda
Altınsay'ı istifa ettirdiler ! Etti demiyorum,ettirildi.
Bir plan için gelmişti Altınsay ve Fikret Orman ve bazı yöneticiler
bu plan işlerken yarı yoldan döndüğü için Altınsay'ın kalması
artık kendisi için anlamsızdı.

Beşiktaş içinde bulunduğu krizi en iyi yönetecek
ve takım olmasını sağlayacak adamı getirmiştir ancak devrim başka bahara kalmıştır.
Kimse Mustafa Denizli kötü hoca diyemez,ancak Beşiktaş'ın yeniden yapılanması için aradığı hoca değildi.
Beşiktaş,Altınsay ve istediği hoca adaylarından biri ile (Ralf Rangnick,Van Gaal vs..) bu ülkede
bir devrim yapacaktı ama bu devrim ülkemizi ve Beşiktaş'ı teğet geçti.
Son sözüm ise Mustafa Denizli ile Beşiktaş bakarsınız sezon sonu şampiyon olur hiç belli olmaz,ancak Mustafa Denizli
ile seneler boyu sürecek bir futbol sisteminiz olmaz...



28 Mayıs 2012 Pazartesi

Hedefine Hoş Geldin Emre Güral

Emre Güral futbola ilk olarak Eintracht Frankfurt altyapısında başladı.
Daha sonra Greuther Fürth alt yapısında devam etti.
Henüz yeni başlayan kariyerinde en önemli atılımını Elversberg’e transfer
olarak yaptı.Kısa zamanda takımın vazgeçilmezi olan Emre adını 14 Ağustos 2010
tarihinde Hannover 98′e karşı oynanan Almanya Kupası karşılaşmasında duyurdu. 

Gösterdiği performansla Hannover 98'in elenmesinde önemli rol oynadı. 
2011-12 sezonun başında Bucaspor’a transfer oldu ve 16 maçta 8 gol kaydetti.
Şu an ise A2 Milli Takımda bulunan Emre,hala devam eden Toulon Turnuvası'nda
çıktığı 3 maçta 3 gol atma başarısı gösterdi.




 

13 Ocak 2012 bucasporfan.com sitesiyle yaptığı röportajda Süper Lig’de en çok formasını giymek istediği takım'ın Beşiktaş olduğunu belirten Emre,Türkiye'de en beğendiği forvetin Burak Yılmaz,karşılıklı oynarken en zorlanacağı savunma oyuncusununda
Serdar Aziz olduğunu belirtmiş... 

Sol ayağını iyi kullanan Emre,en çok şutları ve tekniğine güvendiğini,zayıf tarafının sağ ayağı
olduğunu ve geliştirmesi gerektiğini itiraf ediyor.


Fiziği gayet iyi olan ve henüz yaşı 23 olup önü açık alan Emre'nin,yeniden yapılanan Beşiktaş için uygun ve umut verici bir transfer olduğunu belirtip,yeni başlayan Beşiktaş kariyerinde başarılar dilerim...


3 Nisan 2012 Salı

Kurban Carvalhal

Öncelikle Fatih Doğan'ın dediği gibi
''Beşiktaşlı; Carvalhal'in gönderilmesine üzülecek kadar asil,sevinecek kadar akıllıdır..''

Bu hocanın bu takımın hocası olmadığını hepimiz biliyoruz,içeri giren
Tayfur Havutçu'nun da bu takımın hocası olmadığını biliyorduk.
Peki Beşiktaş taraftarı bu iki kişininde Beşiktaş'ın hocası olmadığını,
böyle sorunlu oyuncuları yönetemeyeceğini biliyorken,bu kişiler
Beşiktaş tarihinin en iyi ve maliyetli kadrosunu neden yönetip Beşiktaş'a
zarar veriyorlar ? Sadece gerçekten iyi insan,adam gibi adam ve Beşiktaş'ın
çocuğu oldukları için mi ?

Guti: "Profesyonel bir kulüp olan Beşiktaş, amatörler tarafından yönetiliyor."

Kimse kusura bakmasın ama,böyle kurtlar sofrasının içine,daha önce hiç hocalık
yapmamış birini.Ve o hocanın yardımcısı olarak gelmiş,Portekizli oyuncuların
gözünde hiç bir vasfı olmayan yetersiz birini getirmek,bariz bir yönetim
faciyasıdır.

Carvarhal'in Beşiktaş'ın başına geçmesine kendisi adına büyük bir şans,ancak
Beşiktaş adına büyük bir talihsizliktir.Sanırım kendisinin hocalığını beğenmeyen
kişilerin bile sevgisini kazanan ender bir hoca...
Mesela ben ''Ne işi var bu adamın burada ? Hem ona yazık olacak hem bize''
diyen biriydim ama Carvalhal'in gitmesine onun adına üzüldüm.Neden hep iyiler
kaybeder diye sorgulamaya başladım... Ama hocalık için,özellikle büyük
takımların hocalığı için iyi bir kişi olmak yetmiyor.
Artık Beşiktaş taraftarı duygusallığı bıraksın ve sırf iyi insan ve
Beşiktaş'ın çocuğu diye birilerine ekstra bir kredi veya olmaması gereken
şanslar vermesin.Tarih hocaların zaferlerini hatırlar,nasıl bir insan olduklarını değil.

Carvalhal benim gözümde başarısızdır,ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştır.
Hocanın başarılı olduğunu savunanlar lütfen bu kadronun neden zirvenin 20 puan geride
olduğunu açıklasınlar ? Oyuncular yüzünden diyenlere cevabım ise,o zaman nasıl
Avrupa'da mart ayına kadar geldik diyorum.''Carvalhal başarılıydı bizi Avrupa'da götürdü''
diyenler işte burada kendisiyle çelişiyor.Oyuncular umursamaz olsa Avrupa gibi zorlu bir
arenada nasıl ilerleyeceksin ? Çok basit,Beşiktaş'ın yetenekli oyuncuları maç seçiyor.
Avrupa gibi piyasa olan maçlarda bütün isteklerini sahaya yansıtırken,lig maçları bu
ciddiyetle oynanmıyor.Peki bu neden kaynaklanıyor diye sorulursa,kesinlikle
takım içindeki ciddiyetsilik,oyuncuların teknik heyeti sallamaması,yönetimin fuzuli işlerle
uğraşması,oyuncuların paralarını alamaması.
Hocayı sevenler bütün bu başarısızlığı bir oyuncunun üstüne yıkmak istediler ya,asıl ayıp
orada işte.Sırf bir oyuncu koşmuyor diye hiç bir takım 20 puan geri düşmez...
Quaresma'nın bu sene kontrolden çıkmasının ana nedeni ise biraz önce saydığım sebepler.

Sonuç olarak her ne olursa olsun teşekkürler bizden biri olan Carlos Carvalhal. Sen elinden gelenin en iyisini yaptın,en büyük suç senin değil Demirören zihniyetinin.Düşüncem
yine ülkemizde kalacak ve başka bir takım çalıştıracaksın,yolun açık olsun güzel insan...

17 Mart 2012 Cumartesi

Fenerbahçe - Galatasaray

Derbiler iki taraf içinde her zaman ölüm kalım meselesidir,
çünkü bir futbol maçından çok ötedir.Ama bu derbi başka bir derbi.
Bu maç hangi takım için daha anlamlı derseniz,bu tabikide Fenerbahçe olur.
Çünkü Fenerbahçe camiası sadece rakipleri ile değil,3 temmuzdan bu yana
gelişen olaylarlada mücadele ediyor,ve bu süreçte onlara karşı en çok zarar
veren ilginçtir Trabzon olması gerekirken Galatasaray tarafı oldu.
Yani saha dışı olayların bu maçın önemini arttırıcı etkisi çok daha fazla oldu
bu sene.Fenerbahçe gururu ve şampiyonluktan kopmamak için mücadele
edecekken,Galatasaray bu maçı kazanıp büyük ölçüde şampiyonluğunu ilan etmek
için sahada mücadele edecek.

Saha içine gelecek olursak,iki takımında kadrosunun kendine göre iyi kötü tarafları var,
ama iki takımında göbeği çok güçlü.Baroni,Emre - Melo,Engin Baytar tarafı orta sahada
süpürücü görevini üstlenicekler.Benim için maçın kilidi bu ikili grup,hangisi daha başarılı olursa
orta sahada üstünlük o takıma geçer ve ikinci toplar o takımda kalır.Bu futbolcuların zaman zaman
birbirleri ile karşı karşıya gelecek olması ise saha içindeki tansiyonu fazlası ile arttırır.
Ayrıca bu mücadeleye kendi oyun yapısı gereği Mehmet Topuz'da fazlası ile katılır,
bu yüzden göbekte sayısal olarak Fenerbahçe tarafı üstün olabilir.

Bir derbi klasiğidir ilk dakikalarda atmosferi arkasına alıp deplasman takımına baskı kurmak,
bugün bunu görüceğiz.Maçın kritik dakikaları bu baskı zamanı olacak,Fenerbahçe bu baskı içersinde
bir golü bulursa kesinlikle bu maçı kaybetmez,eğer bu baskı içersinde gol gelmezse oyun yavaş yavaş
dengelenmeye başlıyabilir ve zaman geçtikçe işler Galatasaray'ın lehine dönebilir.Çünkü kazanmak zorunda olan bir Fenerbahçe
beraberlik olsa bile bir şey kaybetmeyecek Galatasaray var.Bu da doğal olarak ilerleyen dakikalarda Fenerbahçe'nin
atak yaparken geride boş alan bırakacak ve karşı ataklara maruz olacak olmasını sağlar.Ancak şöyle bir durum var,
Galatasaray iyi bir kontra takımı değil,örneğin bir Beşikaş gibi Simao,Quaresma gibi dikine çok seri bir şekilde
hızlıca kat edip az adamla etkili gelecek tarzda bir takım değil.Boş alanları ancak Necati sever,onunda
yetenekleri bir yere kadar.

Maçta dediğim gibi Emre,Baroni - Melo,Engin Baytar grupları dışında Fenerbahçe için bir beyin olarak Alex,hücuma dinamizim katan
seri ve etkili Stoch,kendisine atılacak topları iyi servis yapması gereken ve her an gol atma tehtidi oluşturması gereken Sow'un
performansı çok önemli olurken.Galatasaray için oyunu yönlendiren,sistemin vazgeçilmesi Selçuk İnan'ın oyunu,Elmander'in mücadelesi
ve Stoch karşısında oynayacak Eboue'nin performansı çok ama çok önemli.Özellikle hücuma destek vermeyi seven Eboue,işi abartırsa
gerisinde bıraktığı en ufak boşluğu Stoch öyle yada böyle bir şekilde değerlendirir.İki takımında 1 usta 1 çaylak stoperi var,
bugün bu çaylak stoperlerin performansıda ayrı bir önem taşıyor,orada yapılacak bir hatanın telafisi olmuyor...
Bir Beşiktaşlı futbol sever olarak,hak eden kazansın temellisinde bulunarak iki takımada başarılar diliyorum.



24 Şubat 2012 Cuma

Akılsız Başın Cezasını Futbolcular Çeker

Maç öncesi herkeste inanılmaz bir rahatlık varken bende garip bir şekilde inanılmaz bir
sıkıntı vardı.Ben günler öncesinden bu maçı düşünmeye başlamışken millet Atletico Madrid'in
durumunu konuşmaya başlamıştı,bazı kişiler hariç kimsenin bizim İnönü'de zorlanıcağımız,
kanser olucağımız,bir maç olucağını düşünmüyordu.Güle oynaya geçicez havası vardı...
Korktuğum başıma geldi ve ilk yarı gol yedik.Golden sonra milletin o zafer sarhoşluğundan
uyanması ve bende günler öncesinde başlayan strese girmeleri bir oldu.
Ama neyse ki takım zafer sarhoşu değildi tribün gibi,iyi motive olmuş bir takım gördüm.
Eğer baştan motive olmayan bir takım sahada olmasaydı,ilk golü yedikten sonra tribün gibi
ne olduğunu anlamaz şaşkına döner 2.golüde yerdi.

Braga takımı gerçekten iyi bir ''takım'' bizim dışarda onları yenmemizin tek nedeni
rakip takımın çok erken bir kırmızı kart görmesi, ve maçın çok büyük bir bölümünü
10 kişi oynamasıdır.Beşiktaş'ın burada yenilmesinin tek nedeni ise,klasik oyun
anlayışının dışına çıkıp,yine forvetsiz oynamasıdır.Dün gece az daha Carvahall'in kurbanı
oluyordu Beşiktaş.İyi savunma yapmak demek,daha fazla savunma oyuncusu oynatmak demek değildir.Bir takıma ne kadar çok savunmacı koyarsanız o kadar çok kalenizi emniyete alırsınız diyebir mantık olamaz futbolda.Bunu Gençlerbirliği maçının ilk yarısında da gördük.
Bu sefer tek kanat oynayan bir Beşiktaş vardı,yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen
bir BJK vardı,peki sonuç ne oldu ? İlk yarıyı geride kapattık,ikinci yarı Simao girmesi ile
normal oyun sistemine geçildi ve maçı çeviren bir takım ortaya çıktı.Aynı senaryo Braga maçı
içinde geçerli, yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen bir BJK,yine ilk yarı golü yiyor.
Neyse ki hoca baktı ikinci gol gelicek bu korkak taktik tutmadı, hemen Almeida'yı oyuna sürerekikinci yarıyı beklemeden hamlesini yaptı.Eğer yapmasaydı, Beşiktaş ilk yarıyı 0-2 yenik bilekapatabılırdı.Çünkü ilerde topu tutacak adam yok,ilerde çoğalamayan bir BJK var, geriden ilerde yeterli düzeyde adam olamadığı için çıkamayan bir BJK var... 

Topu vuruyoruz ve top duvardan seker gibi tekrar bize geliyor,ama Almeida girince işler değişti ve arka arkaya pozisyonlar geldi.
İlk başta bu kadro ile çıkılsaydı eminim 1 gol daha atılır toplam sonuçta
3 farklı öne geçilir,ve maç antrenman havasında oynanırdı.Ve ne Braga bu kadar umutlanır,
ne takım bu kadar strese girerdi,ne de fizik olarak bu kadar yıpranırdı.

Hoca dışında maçta en çok eleştirilen kişi Cenk.İlk golde evet hatası var ama ilk golü
tamamen onun üstüne yıkmak ayıp olur.Ama gerçekten durduğu yer çok saçma,kale direğinin orda durması gerekiyordu bu kadar kaleyi terk etmesi hataydı.Ve bir kaç pozisyonu daha var geripas diye topu eline almaması mesela,bu tür pozisyonlar tecrübesiz olduğunun göstergesi hep...
Quaresma yine yaramaz çocuğa oynamaya başladı, 2 kere yalandan kendini yere attı sarı kart
sınırında olmasına rağmen ve bir kere kasti tekme attı rakibine.Hakem nedense hiç
bunlara sarı kart göstermedi,ve bu hakemin maçtaki en büyük hatalarından biridir.
Aynı şekilde hakem Veli'ye neden sarı kart göstermedi,çok önemli kontra atakları kesmesine
ve en az 5 6 kere faul yapmasına rağmen bunuda anlamış değilim...
Benim için gecenin en başarılı ismi Almeida kesinlikle.Gol atamadı ama takımına
nefes aldırdı pozisyonlar hazırladı.Almeida sahada yokken Beşiktaş'ın hali ile o girince
takımın hali ofansif yönden çok başkaydı...

Sonuç olarak Beşiktaş ucuz atlattı ve bu hocaya artık ders olur,çünkü bendeki imajı gittikçe
korkak Carlos olarak yerleşiyor.Umarım bu orta sahayı kalabalık tutayım,iyi defans yapayım,
düşüncesi yüzünden,tek kanat yada forvetsiz oynamak yanlışından vaz geçer bir an önce,
ve ligde kader maçı olan GS maçına yine forvetsiz yada tek kanat çıkmaz, yenilmeyim düşüncesi ile.

Şimdi hem Braga gibi iyi bir takım ile hemde Beşiktaş gibi yetenekli ayakları olan bir takım ile
eşleştik.Kısacası işimiz zor ama imkansız değil,ve unutmayın Beşiktaş zoru sever !



15 Şubat 2012 Çarşamba

Kartal Avrupa'da Beyaz Diyor

Beşiktaş'ı Avrupa arenasında mücadele ederken izlemekten her zaman büyük keyif almışımdır,yenilsek bile...
Çünkü o formanın ruhuna göre hareket eden bedenler oluyor.
Hırs,azim,mücadele,konsantre,inanç hepsi üst düzeydeydi Braga maçında.
Forvetsiz ama çok güçlü bir orta saha ile çıktı sahaya kara kartal.Karşısında liginde iç sahada yenilgisi olmayan, 23 gol atıp sadece 6 gol yiyen bir takım vardı...


Beşiktaş'ın gardı Veli,Ernst,Necip beyini Fernandes,yumrukları ise Simao ve Quaresma
olucak demiştim maç öncesinde,bu kadro onu gösteriyordu bizlere ve öylede oldu.
Carvalhal Bragaya, Braga'nın futbolcuları ise Beşiktaş'ın yıldızlarına karşı fazlası ile saygı duyuyor ve çekiniyordu.
Maça bakarsak,bu maç için 90 dakikada 3 farklı oyun oynandı diyebiliriz

İlk Oyun :

İlk oyun aslında adil olan bir oyundu...Braga henüz 10 kişi kalmamış ve kanatlardan gelmeye çalışan,Beşiktaş'ın çıkmasını istemeyen,önde iyi basan bir anlayışa sahiplerdi.

Beşiktaş bu bölüm içersinde sadece Quaresma'nın kişisel çabaları ile etkili olabildi.
Bu gerçeği görmek lazım.

Zafer sarhoşu olmamak gerek,çünkü kırmızı kartın gelmesi bizim için büyük bir şanstı.
Kart gelmeden önce
topu ileride tutamayan bir Beşiktaş,oyunun daha hakimi olan bir Braga vardı

Kırmızı Kart Sonrası:

Hollandalı hakem öyle cesurca bir kart çıkardı ki alkışlamak gerek.
Oyuncunun kendisini aldatmaya yönelik yaptığı harekete,tereddütsüz çıkardığı bu kart Türk hakemlerine ders olsun.Sadece bu kart değil
oyun içersinde oynatmamaya yönelık hareketlere sıfır taviz vererek,çıkardığı kartlarda ders olsun.
Hakemin bu tavrı bizim lehimize oldu,usta ayaklar karşısında daha nazik olmak zorunda kalan savunma oyuncuları vardı...
Mehmet Demirkol'un dediği gibi BJK Avrupa'da iyi oynamasının bir başka nedenide tekme yememesi.
Rakip 10 kişi kalmasına rağmen hala dirençlilerdi,tamamen mahkum olmadılar.
Lakin Beşiktaş'ın en önemli kozu olan duran top yine engellenemedi,Fernandes'in müthiş ortasına Sivok'a sadece topa dokunmak kaldı.
İkinci yarı Beşiktaş orta sahadan birini çıkartıp oyuna forvet sokup işi burda bitirebilir mi diye düşünceler dönüyordu kafalarda.
Ancak Carvalhal risk almadı ve risk almamakla ne kadar doğru yaptığını maçın ilerleyen zamanları gösterdi.Braga takımı gerçekten iyi,
ikinci golü yiyene kadar çok iyi direndiler,eğer orta sahadan biri çıkarılıp forvete oyuncu alınsaydı belki Beşiktaş gol bile yiyebilirdi,ama golde atabilirdi. Peki bu riske gerek varmıydı ? Hiç gerek yoktu,çünkü maç zaten bizim istediğimiz gibi gidiyordu,risk alması gereken taraf karşı takımdı...

İkinci Gol Ve Braga'nın Oyun Disiplininden Kopması :


Beşiktaş'ın iyi bir kontra atak yapan takıma karşı kontra atak golü atması beni ayrı bir mutlu etti...
Yine muhteşem bir asist geldi ve bu sefer topa dokunmak sahada ki en saygın ve tecrübeli Portekizli oyuncu Simao Sabrosa'ya kaldı.
Fernandes'in topun şiddetini ayarlaması o ince pası muazzamdı.Bu pozisyonun daha kolayını Necip topu ayağından aşarak kaybetti,
eğer Necip bu hatayı yapmamış olsa maçın skoru 0-3 olmuş olucaktı,ve biz emin bir şekilde turu geçtik diyebilecektik...
0-2 kazanmamıza rağmen ben turu geçtik demiyor,İnönü'de beklenilenin aksine zor bir maç olucağını iddia ediyorum.


 

18 Ocak 2012 Çarşamba

El Clasico Öncesi

Madrid Tarafı

Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.

Barça Tarafı

Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.

Saha İçi

Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da 
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!

Maç Sonrası

Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.



16 Ocak 2012 Pazartesi

Haftanın Fotoğrafı



Herkes efsanenin geri dönüşünü konuşuyor, sadece Arsenal taraftarı değil bütün dünya ! İşte şanı bu kadar yayılmış kıtadan kıtaya konuşulan bir golcü o.Peki onu efsane yapan ne ? Aldığı ödüller saymakla bitmez, bir kere Arsenal kulüp tarihinin 226 gol ile en fazla gol atan oyuncusu. 98 tane asist ise sadece gol atan bir forvet olmadığının kanıtı.Sadece Arsenal ile kalsa iyi Fransa Milli Takımı'nın da en çok gol atan oyuncusu !
Evet 35 yaşına merdiven dayamış eski formundan çok uzak ama bir fırsat doğdu ve senelerdir hocası olan Wenger onu kısa bir süre olsa bile tekrar çağırdı..Ve henüz ilk maçında 0-0 giden karşılaşmada 68.dakikada oyuna girdi 78.dakikada golünü attı ! Düşünebiliyormusunuz tuttuğunuz takımın efsane ismi tekrar sizin formanız altında ! Bu insanı zaten heyecanlandırmaya yeter ama Henry için yetmiyor birde gole doymayan Henry tekrar gol atıyor.
İşte bu fotoğraf o maçta Henry sahaya girip golü atmadan biraz önce çekiliyor... Sakin ve sessiz bir şekilde başını dayayarak düşünüyor gibi, fırtına öncesi sessizlik gibi... Az sonra bir tarih yazıcağını bilmeyen bir futbol düşünürü gibi.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Değişen Beşiktaş Taraftarı

Beşiktaş taraftarı denildiğinde tarifi olmayan bir düşünce oluşuyor insanda..
Hani yozlaşan bir kültürün son kalıntıları olan büyüklerimiz dedelerimiz vardır ya;
Beşiktaş taraftarı da buna benzer bir durumda.
Tribünlerin dedesidir beşiktaş taraftarı. Neden mi? Çünkü endüstriyelleşen futbola
karşı tek ayakta kalabilen bir kitledir.
Dünyanın sistemi değişiyor artık. Duygular değil,ekonomik çıkarlar ağır basıyor.
Kulüpler kendilerini destekleyen taraftarlardan sadece bağırmak,stadı doldurmak
istemiyor. Onlardan para kazanmak istiyor. Bunun için her yolu deniyorlar.
Yanlış mı? Hayır. Doğru ama taraftarını sadece ''müşteri'' olarak görmesi büyük yanlış.
İşte beşiktaş taraftarı buna tepkili. Çünkü armasının peşinden koştuğu evinde
televizyondan izlemek varken yağmur, kar, kış dinlemeden stadına gidip destek verdiği
şehir dışına kilometreleri devirip, gelip izlediği takımınının yönetenleri onu sadece
müşteri olarak görmesi,o taraftarı enayi yerine koyması demektir.

DURUŞ ?

Mahallenin asi çocuklarının oluşturduğu tribündür Beşiktaş tribünü !
Ama olayın asıl can alıcı noktasına geliyoruz şimdi: Malesef bu asi haksızlık karşısında baş kaldıran,
şerefli Beşiktaşlılık duruşunu serserilik,piçlik zanneden bir nesil çıkıyor ortaya.
Olayı genel Beşiktaş taraftarına maal etmiyorum ama İnönüye gittiğinizde yolda görseniz
serserinin teki diyeceğiniz adamlar,inönü stadında fazlasıyla var ve bunlar asıl beşiktaş taraftarının
imajını zedeleyen ve gelecekteki Beşiktaş taraftarının profilini olumsuz yönde değiştireceklerdir.
Birilerinin maşası olup,kullanılacak piyonlar olucaklardır ki oluyorlar da.

NEDEN ?

En ufak bir olaya karşı tepki gösteren,muhalif duruş sergileyenler 58.madde değiştirilmesi gündemdeyken neredeler ?
Neden şike yapanın cezası hafifletilmeye çalışırken bu muhalif grup susar, neden kış uykusuna yatar ?
Neden yayıncı kuruluş taraftardan çıkan sesi kıstığında ''sesi kıssana sesi kıssana ibne lig tv sesi kıssana'' diye bağıranlar,
desteklediği takım hakkında karşı tarafa istipahrat veren yayıncı kuruluş adamına karşı en ufak bir ses çıkarmazlar?
Kızdığınız yıldırım Demirören'den ne farkınız kalır susarsanız ?

11 Ocak 2012 Çarşamba

" Didier Drogba Marsilya'nın efsanevi Velodrome'unda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçının 5. dakikasında hayatıma girdi . 11 numaralı formayı giyen o dev adam topu filelerle buluşturduğunda yerime nerdeyse oturamadım . Onun bu golü hayatında attığı son gol gibi kutladığını hatırlıyorum . Tüm stad delirmişti ve gürültü kulakları sağır ediyordu . Devre arasında onu tünelde buldum ve dedim ki :

-Seni alacak param yok , fakat Fildişi Sahillerinde senin gibi oynayan hiç kuzenin var mı ?

O stresli eleme maçının ortasında kahkaha attı, bana sarıldı ve dedi ki :

-Bir gün beni satın alabilecek bir kulüpte olacaksın .

6 ay sonra Chelsea'ye imzayı attım . Herkesin anlaşmak isteyeceği ve içinde olmayı arzuladığı büyük bir kulüple anlaşmıştım . Önümde bir çok seçenek vardı . Fakat ben gelir gelmez dedim ki :

-Didier Drogba'yı istiyorum !

Bir kaç yönetici şüpheyle bana yaklaştı ve sordu . Niçin şunlar şunlar değil de bu ?Onun buraya uyum sağlayabileceğine emin misin ? O yeterince iyi mi ?
Sonra tekrar dedim ki :

-Ben Didier Drogba'yı istiyorum !

Bir kaç gün geçti . Drogba ile Londra'daki özel bir havaalanında bir araya geldim . Yeniden bana sarıldı , fakat bu sefer unutulmaz bir şekilde .Bana dedi ki:

-Teşekkür ederim .Senin için savaşacağım . Pişman olmayacaksın . Ömrüm boyunca sana sadık kalacağım.

Ve yaptı da..."



Jose Mourinho'nun Didier Drogba'nın otobiyografisi için yazdığı önsözden bir kaç bukle...