5 Aralık 2012 Çarşamba

Tayfun Bayındır Röportajı


Gazetecilikte ilk ciddi icraatım diyebilirim bu röportaj için. Vatan Gazetesi futbol yazarı ve aynı zamanda Lig Tv de yorumculuk yapan Tayfur Bayındır ile güzel bir söyleyişi gerçekleştirdik. Sorularımı kalıcı gündem yaratmış konulardan sormaya özen gösterdim, işte detaylar... 


Alex'in Fenerbahçe'den ayrılış sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Fenerbahçe bu süreçten nasıl etkilenmiştir?

Alex'in ayrılmasının ya da ayrılma biçiminin çok şık olmadığını hep dile getiriyorum. Futbolcular, teknik adamlar, yöneticiler, başkanlar gelir giderler ama kurumlar kalırlar. Zamanı gelince Alex’de bu takımdan ayrılacaktı ama bu kadar iyi ve uzun süreli hizmetleri olan oyuncunun da ayrılış ya da gönderiş biçiminin de bu şekilde olmaması gerektiğini düşünüyorum. Daha Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakışır bir şekilde olabilirdi diye düşünüyorum. Fenerbahçe'yi nasıl etkiler; oyun anlamında çok fazla etkilemedi aksine Alex’in olmaması görülen o ki Fenerbahçe’yi biraz daha tempolu oynamaya sevk etti ama gidiş şekli ile ilgili çok geniş bir burukluk hala herkesin içinde var.

Peki Aziz Yıldırım ilk muhalefetini sizce Alex yüzünden mi gördü?

Hayır bence ilk muhalefetini Alex’den önce zaten görmüştü. Sessiz çoğunluk denen bir çoğunluk var. Aziz Yıldırım gözaltındayken de hapisteyken de bu muhalefet zaten vardı. Çıktıktan sonra özellikle kadın taraflara karşı mikrofonu alıp Aykut Kocaman yanında hareket etmesi bence birinci başlangıçtı.



Beşiktaş'ın yeni yönetim ve teknik heyet ile birlikte feda süreci hakkında düşünceleriniz neler? Beşiktaş'ın yeni yapılanmasın da olumlu ve olumsuz şeyler sizce neler, ne değişti Beşiktaş'ta?

Beşiktaş'ta heyecan değişti, açıkçası heyecan yükseldi. Yeni yönetim güzel şeyler yapmaya çalışıyor ama kim ne derse desin onlar sorunlu bir dönem devraldılar. Hem Uefa ile sıkıntıları var, hem yurt içinde ekonomik anlamda ciddi sorunlar var, hem de bunun ötesinde başta Quaresma olmak üzere bazı futbolcular ile ilgili yol ayrımına geldiler. Doğru strateji ama uygulamada yanlışlıkları var, bu nedenle Quaresma konusu onların başlarını ağrıtmaya devam edecek. Ancak ben bu yönetim geldiği günden beri hep dile getiriyordum, Samet Aybaba tercihi doğru bir tercihtir. O tercihin doğru olduğu bu günlerde daha net ortaya çıkıyor, tempolu oynayan çok gol atan savunmasın da sorunları olmasına rağmen heyecan yaratan bir takım var. Zaman galiba en çok Beşiktaş'ın ihtiyacı olduğu şey.

Uefa'ya gitmemesi, haftada bir maç yapması, Beşiktaş'ın işine geldi mi sizce?

Elimizde iyi bir Galatasaray örneği var. Bir sezon önce Avrupa’ya gitmeyen Galatasaray tek kupaya hedeflenmişti, Türkiye kupasından da erken ayrılmıştı zaten. Bence bu bir avantaj, şu an da görüyoruz ki Fenerbahçe’de Galatasaray’da haftada dörder gün arayla maç oynamaktan zorlanıyorlar. Ne kadar Türkiye koşullarına göre üst düzey kadroları olsa da yetmiyor, bunu hep birlikte görüyoruz. 

Sizce Galatasaray takımında bir düşüş var mı? Yapılan takviyelerden Terim istediği verimi alabildi mi?

Bir düşüş olduğunu düşünmüyorum açıkçası, çünkü Şampiyonlar Ligi’nde oynuyorlar ikisini bir arada götürürken doğal olarak rotasyona gidiyorsunuz ve bu da farklı görüntüleri ortaya çıkartıyor. 

Tomas Ujfalusi’nin sakatlığı dengeyi bozdu mu?

Özellikle o çok bozdu tabi, tercihleri değişik yöne çekti. Bence Ujfalusi’den önce sezon başında başlarken Arda’lı bir plan yapmışlardı. Birden bire ardanın gidiyor olması yerine alternatif bulmakta onları zorlandırdı üstüne Ujfalusi’nin sakatlığı da geldi böylece bir takımın omurgasının en önemli diyebileceğimiz üç dört tane bölgesinden ikisi gitti yerlerini doldurmakta çok zorlandı Galatasaray.

Doğru oyuncularla doldurabildiler mi?

Eldeki alternatifler içinde olabilecek ekonomik anlamda en doğrularını aldıklarını dile getiriyorlar. Fatih Terim'in bu konuda serzenişleri var, özellikle bazı kendi istediği oyuncuları alınmaması konusundan. Unutmayalım ki kadro tamamlandıktan sonra hiç Fatih Terim’in ağzından rüya takım tabirini görmedik aksine bu takım rüya takımı değil acele etmeyin yaklaşımları da vardı. Bence Hamit Altıntop dışındaki transferler bu takımda rüya tabirine gelebilecek transferler değil. Biraz belki Burak'ı katabiliriz ama rüya takım dediğiniz de en azından üç dört tane oyunu bir kaç yönde oynayabilen oyuncu demektir o da ciddi bir ekonomik yük anlamına gelir.




Şike davası sürecinden sonra sizce Türkiye'de futbola olan ilgi azaldı mı, ne gibi şeyler değişti o dava öncesi ve sonrasında?

İlgi çok fazla azalmadı, genelde herkesin bildiği ama belgeleyemediği konuşamadığı konular bu sefer belgelendi ve konuşuluyor noktası hakim bir yandan da malumun ilanı diyebiliriz. Fenerbahçe ile birlikte 8 9 takımın da adı geçiyor biliyorsunuz. Bir o kadar yönetici, teknik adam, futbolcu bunların hepsi var. Evet Türkiye'de biraz ilgiyi azaltmış olabilir, seyir ilgisini azaltmış olabilir ama bu dönemlerde görüyoruz ki o ilgi tekrar toparlanmaya başladı. Sezon bitiminde de bu ilgi yeniden eskisi kadar alevlenecektir ama bu dönem yani şikenin olduğu 2011 yılı Türk futbol tarihinde bence kara bir lekedir, unutulması da mümkün değildir

 Ülke spor medyasında sizce neler değişmeli? Baktığımız zaman sürekli saha dışı konular konuşuluyor, asıl konuşulması gereken şey 2. plana atılıyor. Sizin bir değiştirme gücünüz olsaydı ülke medyasında neyi istemezdiniz, neyi daha çok ön plana çıkarmak isterdiniz?

Gerçek spor adamlarını, spor yazarlığı yapmalarını isterdim. Gece futbolcu yatıp, gece hakem yatıp, sabah yorumcu kalkanlardan değil. Yıllarca bu mesleği yapan insanların işin başında olmalarını isterdim. Ne yazık ki Türkiye'de bu tür konulara ağırlıklı olarak patronlar onay verdiği için ve işin içinde çok ciddi anlamda reyting ve tiraj yarışı olduğu için tercihler bu şekilde oluyor. Birde şunu söylemekte lazım, Türk futbolunda televizyonlarda ve gazetelerde yorum yapan herkesi spor yazarı olarak addetmek doğru değil. Onlar zaten bence spor yazarı değil, futbol yorumcuları. Bir de öyle adlandırmak lazım. Türk futbolunun ne kadar değişmeye ihtiyacı varsa, Türk spor medyasında da o ölçüde değişmeye ihtiyaç var.

Abdullah Avcı ile yeni bir anlayışa geçti milli takım, sizce milli takımın stratejisi nasıl? 
Mesela Abdullah Avcı'dan önce Sercan Sararer, Kerim Frei gibi futbolcuları kimse duymuyordu şimdi Abdullah Avcı gençlere daha çok şans veren bir hoca olduğu için duyulmaya başladı. Yeni anlayış sizce nasıl ve bu anlayış uzun süre devam eder mi? 

Bizim milli takımımızdaki en önemli konu sonuçtur. İyi sonuç aldığınız sürece teknik adamın adı ne olursa olsun Abdullah Avcı, Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Metin Türel hiç fark etmez iyi sonuç aldığınız sürece milli takımda işlerin iyi gittiğini düşünür söyler hatta yazarız da. Ama işler kötü gidince daha farklı değerlendiririz. Ne yazık ki günlük başarılar üzerine kurulu Türk futbol takımının tarihi. Abdullah Avcı döneminde biraz daha gençleşme var ama sonuçlar o kadar kötü ki, elde edilen sonuçlar o kadar kamuoyunu üzücü noktadaki, bu durum Abdullah Avcı'nın hamlelerinin önüne geçiyor. Abdullah Avcı'nın hamlesi hayata geçtiği andan itibaren ‘’ne sonuç aldın ki ?’’ sorusuyla karşı karşıya kaldığı için yeterli eğiliminde bulunamıyor.


24 Kasım 2012 Cumartesi

Takım Ruhu 1 EURO 0


Bu yazıda genel tarzımın dışına çıkıp işin teknik yanını yorumlamaktan ziyade,
Beşiktaş'ın ruhsal değişikliğine vurgu yapacağım. Çünkü Beşiktaş'ta sadece
forma altındaki bedenler değişmedi ! Geçen sene Beşiktaş takımı içinde aile
ortamı olmayan lüks bir ev gibiydi. İhtişamlı, büyük, konforlu ama soğuk.
Şimdi ise Beşiktaş küçük ama sıcacık bir evde aile ortamını yakaladı. Fikret Orman
küçülme dediği zaman doğru şekilde anlaşılamadı, halbuki bazen daha ileri atlamanız için
bir iki adım gerilmeniz lazım. İşte Beşiktaş Başkanının küçülmekten kasıtı buydu.
Öyle veya böyle Beşiktaş daha ileri kendini atmak için gerilirken bile maç fazlası ile bile olsa zirveyi kısıtlı kadrosuyla gördü.
Belki Beşiktaş haftalar ilerledikçe zirveden kopacak, belki UEFA'ya zor gidecek, belki de kim bilir şampiyon olacak. Ama şöyle bir gerçek var ki geçen sezon burnu kırılıp altı pas içinde yatan İbrahim Toraman yalnız kalmayacak, henüz sakalları bile çıkmamış 21 yaşındaki Necip Uysal Beşiktaş'ın kaptanı olmaya devam edecek.

Bazı fotoğraflar çok şey anlatır.



Bazı olaylar çok şey anlatır.

Samet Aybaba:  “İsmail bizim evladımız, biz Beşiktaş ailesiyiz. Arkadaşlarının ona duyduğu sevgiyi görüyorsunuz. Hastaneye gittik. 
Ersan dedi ki; 'İsmail ne kadar şanslısın, ben 1 yıl önce sakatlandım buraya geldim, yanımda kimse yoktu'. 
Biz bir aile, bir takım ortamı istiyoruz. Böyle birliktelikler de bizi mutlu ediyor”

22 Ekim 2012 Pazartesi

Fabian Ernst Oley Oley Oley


Konu yeni transferler, kahramanlar ve bir defansif orta saha olarak neden Ernst'in Beşiktaş takımında bu kadar çok sevildiğidir.

Onun cevabı:  "Beşiktaş taraftarlarının çoğunluğu işçi sınıfından geliyor ve sahada doksan dakika boyunca koşan, emek veren oyuncuları kendilerine haliyle daha yakın görüp başka seviyorlar. Bu belki benim sevilmeme bir açıklamadır."

Kaynak: 11Freunde



22 Eylül 2012 Cumartesi

Devrim Diyen Beşiktaş

İBB maçını saymazsak, Beşiktaş ilk ciddi sınavından geçti Antep deplasmanında. Ligimizde büyük ve küçük takımlar arasında artık eskisi kadar büyük uçurumlar yok, artık her Anadolu takımı evinde 3 puan için oynuyor, büyük takımları Anadolu takımlarından ayıran tek özellik kalite ayaklardır. Beşiktaş geçen sene bunun bolluğundan zarar görürken, bu sene ise bu ayağın tek bir oyuncuya düşmesinden dolayı sıkıntı yaşıyor. Beşiktaş'ı rakiplerinden ayıran tek özellik ''Koşan bir Beşiktaş, basan bir Beşiktaş'' olmamalı, çünkü bugün Antep, Sivas, Kayseri deplasmanlarında en az sizin kadar koşan bir rakip, basan bir rakip olacak.

Beşiktaş'ın verdiği mücadele beni geçen sene o ruhsuz takımı izledikten sonra gerçekten heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor, ancak gideceğimiz o zorlu deplasmanları düşündükçe tırnaklarımı kemiriyor stres yapıyorum... Samet hoca ne yapıp etmeli Beşiktaş'ı tamamen Fernandes'in performansına mahkum etmemeli. Oyun içinde Fernandes ile pas kanalı oluşturabilecek tek kişi var o da Olcay Şahan, zaman zaman Almeida buna eşlik ediyor nokta santrafor olarak. Necip ve Veli düz oyuncular, Beşiktaş'ın ciğerleri bu ikili lakin büyük takım daha çok topla oynayan taraftır ve toplu oyunda ise bu iki oyuncu etliye sütlüye bulaşmaz ve kafadan iki kişi takımı hücumda yalnız bırakır. Oysa günümüzün büyük takımlarında belirli bir seviye bile olsa ön liberoların hücuma destek vermeleri, zaman zaman ince işler yapmaları istenir ama malesef Necip bu konuda vasat ötesi, Veli ise yetersiz. Bugün Necip yerine herkesin nefret ettiği bir Emre Belözoğlu'nu BJK orta sahasına koysanız sanırım Samet hoca sevinçten çiftetelli oynardı. Ancak şartlarımız bunlar ve Necip sabredilmeyi hak ediyor. Oğuzhan Özyakup bu kısırlığı çözebilecek ve geriden gelip hücuma yardımcı olabilecek tek oyuncumuz. Hocanın bazı maçlarda Veli - Necip ikilisinden birini çıkartıp, Oğuzhan'ı oyuna olarak Fernandes'i rahatlatmasını bekliyorum ve bunun zamanıda geldi. 

Aslında başka bir yol daha var Beşiktaş'ı oyunda yalnızca Fernandes'e mahkum kılmayan, gerçi o yol yol değil ancak Ricardo Quaresma'nın sahada olması, Beşiktaş'a hücumda yaratıcılık katacağı inkar edilmez bir gerçek. Bu takım onu içerdeki maçlarda değil belki ama deplasmanlarda arar. Ama işin teknik boyutu dışında gelişen bazı nedenler, hesaplar var. Quaresma'nın takım içinde istenmeyen adam olduğu gerçeği var birde, bu yüzden bu konuda yönetimin alacağı karara saygı duyarım ancak bütün yük Fernandes'e binme sorunu çözülmezse bu iş bir yere kadar gider.



16 Ağustos 2012 Perşembe

Türk Futbolunun Kurtuluş Reçetesi


  • Amatörlerin söz sahibi olduğu bir duruma doğru gidiliyor

  • Kirli suyu temizlemezsek,bu kirli sudan biz de payımızı alırız

  • Sokakta konuşulanları bugün kapatabilirsiniz ama yarın karşınıza yeniden çıkar

  • Sermayemiz paramız değil, itibarımızdır. Bunu kaybetmeyelim. Futbol için para araç olmalı, amaç olmamalı

  • Neyin yanlış olduğunu ortaya koyalım. Kimin yanlış yaptığı benim için önemli değil.

  • Spor sevgisi insan sevgisi kulüp sevgisi ülke sevgisi ön planda olmalı bunları kaybetmeye gidiyoruz

  • Hepimizin modern bir ekol oluşturmamız gerekiyor bunun için hiç bir gayret yok

  • Teknoloji gelişti,tesisler iyi,malzeme iyi,iletişim var,müthiş bir para girdisi var futbola ilgi arttı ama kısıtlı imkanlarda yapılan futbolcu üretimi başarıları bugün arıyoruz,o zaman biraz kendimizi sorgulayalım

  • Önce TFF, sonra kulüpler sonra da kişiler gelmeli ama biz hep tersini yapıyoruz.

  • TFF para kazanan bir kuruluş değildir. Futbol eğitimine önem veren kurum, futbolu geliştiren kurum olmalıdır.

  • Kaynaklar arttı ama iyi kullanılmıyor,bugün bu bizim içinde geçerli,geçen seneki oyuncumuz 1 alırken bugün 3 alıyor futbol daha iyi olmuyor. Para ile oyuncu geliştiremiyorsunuz çalıştırmayla anlayışla geliştiriyorsunuz

  • Sistemli planlı çalışmayı 2.plana ittik

  • TFF UEFA ve Fifa'ya örnek tekiller öğretmemiz gerekiyor ama şu an tam tersine yaparak ülkenin itibarını zedeliyoruz

  • Şike,şiddet,alt yapı,süper lig,hakemler,hocalar,yöneticiler,oyuncular,medya,seyirci gözden geçirilmeli yeniden yapılanmalı

  • Hiç başımızda bir fikir üretecek durum yapmıyoruz sadece o günkü çıkarımıza dönük hareketler yapıyoruz

  • Futbol basit ve güzel bir oyundur ama zorlaştırıyoruz

  • Hukukun gücü değil, gücün hukuku var.

''Eskiden açlar oynar toklar seyrederdi,şimdi toklar oynuyor açlar seyrediyor'' Şenol Güneş

25 Haziran 2012 Pazartesi

Jose Mourinho...

                        Teknik Direktörlük kariyerinin henüz başında olan Jose Mourinho



                         Dünyanın en iyi hocası olarak gösterilen Jose Mourinho  


Porto Portekiz 23 Ocak 2002 26 Mayıs 2004




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, UEFA Kupası, UEFA Şampiyonlar Ligi
Chelsea İngiltere 2 Haziran 2004 20 Eylül 2007




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, 2 Lig Kupası
Internazionale İtalya 2 Haziran 2008 28 Mayıs 2010




2 Lig şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu, Süper Kupa, UEFA Şampiyonlar Ligi
Real Madrid İspanya 31 Mayıs 2010





1 Lig Şampiyonluğu, Kupa şampiyonluğu 
































Peki ya başarıdan başarıya koşarken,ömürden bu kadar hızlı şekilde harcamaya değer mi ?












"Futbol bir ölüm-kalım meselesi değildir. ondan çok daha önemlidir..." Bill Shankly

13 Haziran 2012 Çarşamba

Devrim Başka Bahara Hoş Geldin Koca Mustafa

Böyledir işte Beşiktaş,tarihinin en pahalı takımını Havutçu,Carlos
gibi basiretsiz hocalara teslim eder,
geleceğin kadrosunu kuracağız der Denizli gelir.
İsyanım Denizli'ye değil işleyen sisteme,eski ve yeni yönetime.
Fikret Orman,Altınsay'ı ikna etmek için uzun süre uğraştı
ve başarılı oldu.Altınsay tam yetkiyle futbolun başına geçti
ve arama tarama yapmaya başladı.Peki hedef neydi ? Geleceğe yönelik bir
takım kurmak ve uzun süreli çalışılacak bir hoca. Bu işin baş sorumlusu
kimdi ? göreve gelen Altınsay

Plan uygulanmaya başladı ve genç yetenekler'in bazıları ile görüşüldü
Berat,Emre Güral,Berkay Samancı,Oğuzhan Özyakup gibi.Bazıları oldu bazıları
olmadı.Hoca konusu ise sürekli sıkıntıya girdi ve en sonunda
Altınsay'ı istifa ettirdiler ! Etti demiyorum,ettirildi.
Bir plan için gelmişti Altınsay ve Fikret Orman ve bazı yöneticiler
bu plan işlerken yarı yoldan döndüğü için Altınsay'ın kalması
artık kendisi için anlamsızdı.

Beşiktaş içinde bulunduğu krizi en iyi yönetecek
ve takım olmasını sağlayacak adamı getirmiştir ancak devrim başka bahara kalmıştır.
Kimse Mustafa Denizli kötü hoca diyemez,ancak Beşiktaş'ın yeniden yapılanması için aradığı hoca değildi.
Beşiktaş,Altınsay ve istediği hoca adaylarından biri ile (Ralf Rangnick,Van Gaal vs..) bu ülkede
bir devrim yapacaktı ama bu devrim ülkemizi ve Beşiktaş'ı teğet geçti.
Son sözüm ise Mustafa Denizli ile Beşiktaş bakarsınız sezon sonu şampiyon olur hiç belli olmaz,ancak Mustafa Denizli
ile seneler boyu sürecek bir futbol sisteminiz olmaz...