Derbiler iki taraf içinde her zaman ölüm kalım meselesidir,
çünkü bir futbol maçından çok ötedir.Ama bu derbi başka bir derbi.
Bu maç hangi takım için daha anlamlı derseniz,bu tabikide Fenerbahçe olur.
Çünkü Fenerbahçe camiası sadece rakipleri ile değil,3 temmuzdan bu yana
gelişen olaylarlada mücadele ediyor,ve bu süreçte onlara karşı en çok zarar
veren ilginçtir Trabzon olması gerekirken Galatasaray tarafı oldu.
Yani saha dışı olayların bu maçın önemini arttırıcı etkisi çok daha fazla oldu
bu sene.Fenerbahçe gururu ve şampiyonluktan kopmamak için mücadele
edecekken,Galatasaray bu maçı kazanıp büyük ölçüde şampiyonluğunu ilan etmek
için sahada mücadele edecek.
Saha içine gelecek olursak,iki takımında kadrosunun kendine göre iyi kötü tarafları var,
ama iki takımında göbeği çok güçlü.Baroni,Emre - Melo,Engin Baytar tarafı orta sahada
süpürücü görevini üstlenicekler.Benim için maçın kilidi bu ikili grup,hangisi daha başarılı olursa
orta sahada üstünlük o takıma geçer ve ikinci toplar o takımda kalır.Bu futbolcuların zaman zaman
birbirleri ile karşı karşıya gelecek olması ise saha içindeki tansiyonu fazlası ile arttırır.
Ayrıca bu mücadeleye kendi oyun yapısı gereği Mehmet Topuz'da fazlası ile katılır,
bu yüzden göbekte sayısal olarak Fenerbahçe tarafı üstün olabilir.
Bir derbi klasiğidir ilk dakikalarda atmosferi arkasına alıp deplasman takımına baskı kurmak,
bugün bunu görüceğiz.Maçın kritik dakikaları bu baskı zamanı olacak,Fenerbahçe bu baskı içersinde
bir golü bulursa kesinlikle bu maçı kaybetmez,eğer bu baskı içersinde gol gelmezse oyun yavaş yavaş
dengelenmeye başlıyabilir ve zaman geçtikçe işler Galatasaray'ın lehine dönebilir.Çünkü kazanmak zorunda olan bir Fenerbahçe
beraberlik olsa bile bir şey kaybetmeyecek Galatasaray var.Bu da doğal olarak ilerleyen dakikalarda Fenerbahçe'nin
atak yaparken geride boş alan bırakacak ve karşı ataklara maruz olacak olmasını sağlar.Ancak şöyle bir durum var,
Galatasaray iyi bir kontra takımı değil,örneğin bir Beşikaş gibi Simao,Quaresma gibi dikine çok seri bir şekilde
hızlıca kat edip az adamla etkili gelecek tarzda bir takım değil.Boş alanları ancak Necati sever,onunda
yetenekleri bir yere kadar.
Maçta dediğim gibi Emre,Baroni - Melo,Engin Baytar grupları dışında Fenerbahçe için bir beyin olarak Alex,hücuma dinamizim katan
seri ve etkili Stoch,kendisine atılacak topları iyi servis yapması gereken ve her an gol atma tehtidi oluşturması gereken Sow'un
performansı çok önemli olurken.Galatasaray için oyunu yönlendiren,sistemin vazgeçilmesi Selçuk İnan'ın oyunu,Elmander'in mücadelesi
ve Stoch karşısında oynayacak Eboue'nin performansı çok ama çok önemli.Özellikle hücuma destek vermeyi seven Eboue,işi abartırsa
gerisinde bıraktığı en ufak boşluğu Stoch öyle yada böyle bir şekilde değerlendirir.İki takımında 1 usta 1 çaylak stoperi var,
bugün bu çaylak stoperlerin performansıda ayrı bir önem taşıyor,orada yapılacak bir hatanın telafisi olmuyor...
Bir Beşiktaşlı futbol sever olarak,hak eden kazansın temellisinde bulunarak iki takımada başarılar diliyorum.
17 Mart 2012 Cumartesi
24 Şubat 2012 Cuma
Akılsız Başın Cezasını Futbolcular Çeker
Maç öncesi herkeste inanılmaz bir rahatlık varken bende garip bir şekilde inanılmaz bir
sıkıntı vardı.Ben günler öncesinden bu maçı düşünmeye başlamışken millet Atletico Madrid'in
durumunu konuşmaya başlamıştı,bazı kişiler hariç kimsenin bizim İnönü'de zorlanıcağımız,
kanser olucağımız,bir maç olucağını düşünmüyordu.Güle oynaya geçicez havası vardı...
Korktuğum başıma geldi ve ilk yarı gol yedik.Golden sonra milletin o zafer sarhoşluğundan
uyanması ve bende günler öncesinde başlayan strese girmeleri bir oldu.
Ama neyse ki takım zafer sarhoşu değildi tribün gibi,iyi motive olmuş bir takım gördüm.
Eğer baştan motive olmayan bir takım sahada olmasaydı,ilk golü yedikten sonra tribün gibi
ne olduğunu anlamaz şaşkına döner 2.golüde yerdi.
Braga takımı gerçekten iyi bir ''takım'' bizim dışarda onları yenmemizin tek nedeni
rakip takımın çok erken bir kırmızı kart görmesi, ve maçın çok büyük bir bölümünü
10 kişi oynamasıdır.Beşiktaş'ın burada yenilmesinin tek nedeni ise,klasik oyun
anlayışının dışına çıkıp,yine forvetsiz oynamasıdır.Dün gece az daha Carvahall'in kurbanı
oluyordu Beşiktaş.İyi savunma yapmak demek,daha fazla savunma oyuncusu oynatmak demek değildir.Bir takıma ne kadar çok savunmacı koyarsanız o kadar çok kalenizi emniyete alırsınız diyebir mantık olamaz futbolda.Bunu Gençlerbirliği maçının ilk yarısında da gördük.
Bu sefer tek kanat oynayan bir Beşiktaş vardı,yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen
bir BJK vardı,peki sonuç ne oldu ? İlk yarıyı geride kapattık,ikinci yarı Simao girmesi ile
normal oyun sistemine geçildi ve maçı çeviren bir takım ortaya çıktı.Aynı senaryo Braga maçı
içinde geçerli, yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen bir BJK,yine ilk yarı golü yiyor.
Neyse ki hoca baktı ikinci gol gelicek bu korkak taktik tutmadı, hemen Almeida'yı oyuna sürerekikinci yarıyı beklemeden hamlesini yaptı.Eğer yapmasaydı, Beşiktaş ilk yarıyı 0-2 yenik bilekapatabılırdı.Çünkü ilerde topu tutacak adam yok,ilerde çoğalamayan bir BJK var, geriden ilerde yeterli düzeyde adam olamadığı için çıkamayan bir BJK var...
Topu vuruyoruz ve top duvardan seker gibi tekrar bize geliyor,ama Almeida girince işler değişti ve arka arkaya pozisyonlar geldi.
İlk başta bu kadro ile çıkılsaydı eminim 1 gol daha atılır toplam sonuçta
3 farklı öne geçilir,ve maç antrenman havasında oynanırdı.Ve ne Braga bu kadar umutlanır,
ne takım bu kadar strese girerdi,ne de fizik olarak bu kadar yıpranırdı.
Hoca dışında maçta en çok eleştirilen kişi Cenk.İlk golde evet hatası var ama ilk golü
tamamen onun üstüne yıkmak ayıp olur.Ama gerçekten durduğu yer çok saçma,kale direğinin orda durması gerekiyordu bu kadar kaleyi terk etmesi hataydı.Ve bir kaç pozisyonu daha var geripas diye topu eline almaması mesela,bu tür pozisyonlar tecrübesiz olduğunun göstergesi hep...
Quaresma yine yaramaz çocuğa oynamaya başladı, 2 kere yalandan kendini yere attı sarı kart
sınırında olmasına rağmen ve bir kere kasti tekme attı rakibine.Hakem nedense hiç
bunlara sarı kart göstermedi,ve bu hakemin maçtaki en büyük hatalarından biridir.
Aynı şekilde hakem Veli'ye neden sarı kart göstermedi,çok önemli kontra atakları kesmesine
ve en az 5 6 kere faul yapmasına rağmen bunuda anlamış değilim...
Benim için gecenin en başarılı ismi Almeida kesinlikle.Gol atamadı ama takımına
nefes aldırdı pozisyonlar hazırladı.Almeida sahada yokken Beşiktaş'ın hali ile o girince
takımın hali ofansif yönden çok başkaydı...
Sonuç olarak Beşiktaş ucuz atlattı ve bu hocaya artık ders olur,çünkü bendeki imajı gittikçe
korkak Carlos olarak yerleşiyor.Umarım bu orta sahayı kalabalık tutayım,iyi defans yapayım,
düşüncesi yüzünden,tek kanat yada forvetsiz oynamak yanlışından vaz geçer bir an önce,
ve ligde kader maçı olan GS maçına yine forvetsiz yada tek kanat çıkmaz, yenilmeyim düşüncesi ile.
Şimdi hem Braga gibi iyi bir takım ile hemde Beşiktaş gibi yetenekli ayakları olan bir takım ile
eşleştik.Kısacası işimiz zor ama imkansız değil,ve unutmayın Beşiktaş zoru sever !
sıkıntı vardı.Ben günler öncesinden bu maçı düşünmeye başlamışken millet Atletico Madrid'in
durumunu konuşmaya başlamıştı,bazı kişiler hariç kimsenin bizim İnönü'de zorlanıcağımız,
kanser olucağımız,bir maç olucağını düşünmüyordu.Güle oynaya geçicez havası vardı...
Korktuğum başıma geldi ve ilk yarı gol yedik.Golden sonra milletin o zafer sarhoşluğundan
uyanması ve bende günler öncesinde başlayan strese girmeleri bir oldu.
Ama neyse ki takım zafer sarhoşu değildi tribün gibi,iyi motive olmuş bir takım gördüm.
Eğer baştan motive olmayan bir takım sahada olmasaydı,ilk golü yedikten sonra tribün gibi
ne olduğunu anlamaz şaşkına döner 2.golüde yerdi.
Braga takımı gerçekten iyi bir ''takım'' bizim dışarda onları yenmemizin tek nedeni
rakip takımın çok erken bir kırmızı kart görmesi, ve maçın çok büyük bir bölümünü
10 kişi oynamasıdır.Beşiktaş'ın burada yenilmesinin tek nedeni ise,klasik oyun
anlayışının dışına çıkıp,yine forvetsiz oynamasıdır.Dün gece az daha Carvahall'in kurbanı
oluyordu Beşiktaş.İyi savunma yapmak demek,daha fazla savunma oyuncusu oynatmak demek değildir.Bir takıma ne kadar çok savunmacı koyarsanız o kadar çok kalenizi emniyete alırsınız diyebir mantık olamaz futbolda.Bunu Gençlerbirliği maçının ilk yarısında da gördük.
Bu sefer tek kanat oynayan bir Beşiktaş vardı,yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen
bir BJK vardı,peki sonuç ne oldu ? İlk yarıyı geride kapattık,ikinci yarı Simao girmesi ile
normal oyun sistemine geçildi ve maçı çeviren bir takım ortaya çıktı.Aynı senaryo Braga maçı
içinde geçerli, yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen bir BJK,yine ilk yarı golü yiyor.
Neyse ki hoca baktı ikinci gol gelicek bu korkak taktik tutmadı, hemen Almeida'yı oyuna sürerekikinci yarıyı beklemeden hamlesini yaptı.Eğer yapmasaydı, Beşiktaş ilk yarıyı 0-2 yenik bilekapatabılırdı.Çünkü ilerde topu tutacak adam yok,ilerde çoğalamayan bir BJK var, geriden ilerde yeterli düzeyde adam olamadığı için çıkamayan bir BJK var...
Topu vuruyoruz ve top duvardan seker gibi tekrar bize geliyor,ama Almeida girince işler değişti ve arka arkaya pozisyonlar geldi.
İlk başta bu kadro ile çıkılsaydı eminim 1 gol daha atılır toplam sonuçta
3 farklı öne geçilir,ve maç antrenman havasında oynanırdı.Ve ne Braga bu kadar umutlanır,
ne takım bu kadar strese girerdi,ne de fizik olarak bu kadar yıpranırdı.
Hoca dışında maçta en çok eleştirilen kişi Cenk.İlk golde evet hatası var ama ilk golü
tamamen onun üstüne yıkmak ayıp olur.Ama gerçekten durduğu yer çok saçma,kale direğinin orda durması gerekiyordu bu kadar kaleyi terk etmesi hataydı.Ve bir kaç pozisyonu daha var geripas diye topu eline almaması mesela,bu tür pozisyonlar tecrübesiz olduğunun göstergesi hep...
Quaresma yine yaramaz çocuğa oynamaya başladı, 2 kere yalandan kendini yere attı sarı kart
sınırında olmasına rağmen ve bir kere kasti tekme attı rakibine.Hakem nedense hiç
bunlara sarı kart göstermedi,ve bu hakemin maçtaki en büyük hatalarından biridir.
Aynı şekilde hakem Veli'ye neden sarı kart göstermedi,çok önemli kontra atakları kesmesine
ve en az 5 6 kere faul yapmasına rağmen bunuda anlamış değilim...
Benim için gecenin en başarılı ismi Almeida kesinlikle.Gol atamadı ama takımına
nefes aldırdı pozisyonlar hazırladı.Almeida sahada yokken Beşiktaş'ın hali ile o girince
takımın hali ofansif yönden çok başkaydı...
Sonuç olarak Beşiktaş ucuz atlattı ve bu hocaya artık ders olur,çünkü bendeki imajı gittikçe
korkak Carlos olarak yerleşiyor.Umarım bu orta sahayı kalabalık tutayım,iyi defans yapayım,
düşüncesi yüzünden,tek kanat yada forvetsiz oynamak yanlışından vaz geçer bir an önce,
ve ligde kader maçı olan GS maçına yine forvetsiz yada tek kanat çıkmaz, yenilmeyim düşüncesi ile.
Şimdi hem Braga gibi iyi bir takım ile hemde Beşiktaş gibi yetenekli ayakları olan bir takım ile
eşleştik.Kısacası işimiz zor ama imkansız değil,ve unutmayın Beşiktaş zoru sever !
15 Şubat 2012 Çarşamba
Kartal Avrupa'da Beyaz Diyor
Beşiktaş'ı Avrupa arenasında mücadele ederken izlemekten her zaman büyük keyif almışımdır,yenilsek bile...
Çünkü o formanın ruhuna göre hareket eden bedenler oluyor.
Hırs,azim,mücadele,konsantre,inanç hepsi üst düzeydeydi Braga maçında.
Forvetsiz ama çok güçlü bir orta saha ile çıktı sahaya kara kartal.Karşısında liginde iç sahada yenilgisi olmayan, 23 gol atıp sadece 6 gol yiyen bir takım vardı...
Beşiktaş'ın gardı Veli,Ernst,Necip beyini Fernandes,yumrukları ise Simao ve Quaresma
olucak demiştim maç öncesinde,bu kadro onu gösteriyordu bizlere ve öylede oldu.
Carvalhal Bragaya, Braga'nın futbolcuları ise Beşiktaş'ın yıldızlarına karşı fazlası ile saygı duyuyor ve çekiniyordu.
Maça bakarsak,bu maç için 90 dakikada 3 farklı oyun oynandı diyebiliriz
İlk Oyun :
İlk oyun aslında adil olan bir oyundu...Braga henüz 10 kişi kalmamış ve kanatlardan gelmeye çalışan,Beşiktaş'ın çıkmasını istemeyen,önde iyi basan bir anlayışa sahiplerdi.
Beşiktaş bu bölüm içersinde sadece Quaresma'nın kişisel çabaları ile etkili olabildi.
Bu gerçeği görmek lazım.
Zafer sarhoşu olmamak gerek,çünkü kırmızı kartın gelmesi bizim için büyük bir şanstı.
Kart gelmeden önce
topu ileride tutamayan bir Beşiktaş,oyunun daha hakimi olan bir Braga vardı
Kırmızı Kart Sonrası:
Hollandalı hakem öyle cesurca bir kart çıkardı ki alkışlamak gerek.
Oyuncunun kendisini aldatmaya yönelik yaptığı harekete,tereddütsüz çıkardığı bu kart Türk hakemlerine ders olsun.Sadece bu kart değil
oyun içersinde oynatmamaya yönelık hareketlere sıfır taviz vererek,çıkardığı kartlarda ders olsun.
Hakemin bu tavrı bizim lehimize oldu,usta ayaklar karşısında daha nazik olmak zorunda kalan savunma oyuncuları vardı...
Mehmet Demirkol'un dediği gibi BJK Avrupa'da iyi oynamasının bir başka nedenide tekme yememesi.
Rakip 10 kişi kalmasına rağmen hala dirençlilerdi,tamamen mahkum olmadılar.
Lakin Beşiktaş'ın en önemli kozu olan duran top yine engellenemedi,Fernandes'in müthiş ortasına Sivok'a sadece topa dokunmak kaldı.
İkinci yarı Beşiktaş orta sahadan birini çıkartıp oyuna forvet sokup işi burda bitirebilir mi diye düşünceler dönüyordu kafalarda.
Ancak Carvalhal risk almadı ve risk almamakla ne kadar doğru yaptığını maçın ilerleyen zamanları gösterdi.Braga takımı gerçekten iyi,
ikinci golü yiyene kadar çok iyi direndiler,eğer orta sahadan biri çıkarılıp forvete oyuncu alınsaydı belki Beşiktaş gol bile yiyebilirdi,ama golde atabilirdi. Peki bu riske gerek varmıydı ? Hiç gerek yoktu,çünkü maç zaten bizim istediğimiz gibi gidiyordu,risk alması gereken taraf karşı takımdı...
İkinci Gol Ve Braga'nın Oyun Disiplininden Kopması :
Beşiktaş'ın iyi bir kontra atak yapan takıma karşı kontra atak golü atması beni ayrı bir mutlu etti...
Yine muhteşem bir asist geldi ve bu sefer topa dokunmak sahada ki en saygın ve tecrübeli Portekizli oyuncu Simao Sabrosa'ya kaldı.
Fernandes'in topun şiddetini ayarlaması o ince pası muazzamdı.Bu pozisyonun daha kolayını Necip topu ayağından aşarak kaybetti,
eğer Necip bu hatayı yapmamış olsa maçın skoru 0-3 olmuş olucaktı,ve biz emin bir şekilde turu geçtik diyebilecektik...
0-2 kazanmamıza rağmen ben turu geçtik demiyor,İnönü'de beklenilenin aksine zor bir maç olucağını iddia ediyorum.
Çünkü o formanın ruhuna göre hareket eden bedenler oluyor.
Hırs,azim,mücadele,konsantre,inanç hepsi üst düzeydeydi Braga maçında.
Forvetsiz ama çok güçlü bir orta saha ile çıktı sahaya kara kartal.Karşısında liginde iç sahada yenilgisi olmayan, 23 gol atıp sadece 6 gol yiyen bir takım vardı...
Beşiktaş'ın gardı Veli,Ernst,Necip beyini Fernandes,yumrukları ise Simao ve Quaresma
olucak demiştim maç öncesinde,bu kadro onu gösteriyordu bizlere ve öylede oldu.
Carvalhal Bragaya, Braga'nın futbolcuları ise Beşiktaş'ın yıldızlarına karşı fazlası ile saygı duyuyor ve çekiniyordu.
Maça bakarsak,bu maç için 90 dakikada 3 farklı oyun oynandı diyebiliriz
İlk Oyun :
İlk oyun aslında adil olan bir oyundu...Braga henüz 10 kişi kalmamış ve kanatlardan gelmeye çalışan,Beşiktaş'ın çıkmasını istemeyen,önde iyi basan bir anlayışa sahiplerdi.
Beşiktaş bu bölüm içersinde sadece Quaresma'nın kişisel çabaları ile etkili olabildi.
Bu gerçeği görmek lazım.
Zafer sarhoşu olmamak gerek,çünkü kırmızı kartın gelmesi bizim için büyük bir şanstı.
Kart gelmeden önce
topu ileride tutamayan bir Beşiktaş,oyunun daha hakimi olan bir Braga vardı
Kırmızı Kart Sonrası:
Hollandalı hakem öyle cesurca bir kart çıkardı ki alkışlamak gerek.
Oyuncunun kendisini aldatmaya yönelik yaptığı harekete,tereddütsüz çıkardığı bu kart Türk hakemlerine ders olsun.Sadece bu kart değil
oyun içersinde oynatmamaya yönelık hareketlere sıfır taviz vererek,çıkardığı kartlarda ders olsun.
Hakemin bu tavrı bizim lehimize oldu,usta ayaklar karşısında daha nazik olmak zorunda kalan savunma oyuncuları vardı...
Mehmet Demirkol'un dediği gibi BJK Avrupa'da iyi oynamasının bir başka nedenide tekme yememesi.
Rakip 10 kişi kalmasına rağmen hala dirençlilerdi,tamamen mahkum olmadılar.
Lakin Beşiktaş'ın en önemli kozu olan duran top yine engellenemedi,Fernandes'in müthiş ortasına Sivok'a sadece topa dokunmak kaldı.
İkinci yarı Beşiktaş orta sahadan birini çıkartıp oyuna forvet sokup işi burda bitirebilir mi diye düşünceler dönüyordu kafalarda.
Ancak Carvalhal risk almadı ve risk almamakla ne kadar doğru yaptığını maçın ilerleyen zamanları gösterdi.Braga takımı gerçekten iyi,
ikinci golü yiyene kadar çok iyi direndiler,eğer orta sahadan biri çıkarılıp forvete oyuncu alınsaydı belki Beşiktaş gol bile yiyebilirdi,ama golde atabilirdi. Peki bu riske gerek varmıydı ? Hiç gerek yoktu,çünkü maç zaten bizim istediğimiz gibi gidiyordu,risk alması gereken taraf karşı takımdı...
İkinci Gol Ve Braga'nın Oyun Disiplininden Kopması :
Beşiktaş'ın iyi bir kontra atak yapan takıma karşı kontra atak golü atması beni ayrı bir mutlu etti...
Yine muhteşem bir asist geldi ve bu sefer topa dokunmak sahada ki en saygın ve tecrübeli Portekizli oyuncu Simao Sabrosa'ya kaldı.
Fernandes'in topun şiddetini ayarlaması o ince pası muazzamdı.Bu pozisyonun daha kolayını Necip topu ayağından aşarak kaybetti,
eğer Necip bu hatayı yapmamış olsa maçın skoru 0-3 olmuş olucaktı,ve biz emin bir şekilde turu geçtik diyebilecektik...
0-2 kazanmamıza rağmen ben turu geçtik demiyor,İnönü'de beklenilenin aksine zor bir maç olucağını iddia ediyorum.
19 Ocak 2012 Perşembe
18 Ocak 2012 Çarşamba
El Clasico Öncesi
Madrid Tarafı
Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.
Barça Tarafı
Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.
Saha İçi
Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!
Maç Sonrası
Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.
Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.
Barça Tarafı
Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.
Saha İçi
Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!
Maç Sonrası
Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.
16 Ocak 2012 Pazartesi
Haftanın Fotoğrafı
Herkes efsanenin geri dönüşünü konuşuyor, sadece Arsenal taraftarı değil bütün dünya ! İşte şanı bu kadar yayılmış kıtadan kıtaya konuşulan bir golcü o.Peki onu efsane yapan ne ? Aldığı ödüller saymakla bitmez, bir kere Arsenal kulüp tarihinin 226 gol ile en fazla gol atan oyuncusu. 98 tane asist ise sadece gol atan bir forvet olmadığının kanıtı.Sadece Arsenal ile kalsa iyi Fransa Milli Takımı'nın da en çok gol atan oyuncusu !
Evet 35 yaşına merdiven dayamış eski formundan çok uzak ama bir fırsat doğdu ve senelerdir hocası olan Wenger onu kısa bir süre olsa bile tekrar çağırdı..Ve henüz ilk maçında 0-0 giden karşılaşmada 68.dakikada oyuna girdi 78.dakikada golünü attı ! Düşünebiliyormusunuz tuttuğunuz takımın efsane ismi tekrar sizin formanız altında ! Bu insanı zaten heyecanlandırmaya yeter ama Henry için yetmiyor birde gole doymayan Henry tekrar gol atıyor.
İşte bu fotoğraf o maçta Henry sahaya girip golü atmadan biraz önce çekiliyor... Sakin ve sessiz bir şekilde başını dayayarak düşünüyor gibi, fırtına öncesi sessizlik gibi... Az sonra bir tarih yazıcağını bilmeyen bir futbol düşünürü gibi.
14 Ocak 2012 Cumartesi
Değişen Beşiktaş Taraftarı
Beşiktaş taraftarı denildiğinde tarifi olmayan bir düşünce oluşuyor insanda..
Hani yozlaşan bir kültürün son kalıntıları olan büyüklerimiz dedelerimiz vardır ya;
Beşiktaş taraftarı da buna benzer bir durumda.
Tribünlerin dedesidir beşiktaş taraftarı. Neden mi? Çünkü endüstriyelleşen futbola
karşı tek ayakta kalabilen bir kitledir.
Dünyanın sistemi değişiyor artık. Duygular değil,ekonomik çıkarlar ağır basıyor.
Kulüpler kendilerini destekleyen taraftarlardan sadece bağırmak,stadı doldurmak
istemiyor. Onlardan para kazanmak istiyor. Bunun için her yolu deniyorlar.
Yanlış mı? Hayır. Doğru ama taraftarını sadece ''müşteri'' olarak görmesi büyük yanlış.
İşte beşiktaş taraftarı buna tepkili. Çünkü armasının peşinden koştuğu evinde
televizyondan izlemek varken yağmur, kar, kış dinlemeden stadına gidip destek verdiği
şehir dışına kilometreleri devirip, gelip izlediği takımınının yönetenleri onu sadece
müşteri olarak görmesi,o taraftarı enayi yerine koyması demektir.
DURUŞ ?
Mahallenin asi çocuklarının oluşturduğu tribündür Beşiktaş tribünü !
Ama olayın asıl can alıcı noktasına geliyoruz şimdi: Malesef bu asi haksızlık karşısında baş kaldıran,
şerefli Beşiktaşlılık duruşunu serserilik,piçlik zanneden bir nesil çıkıyor ortaya.
Olayı genel Beşiktaş taraftarına maal etmiyorum ama İnönüye gittiğinizde yolda görseniz
serserinin teki diyeceğiniz adamlar,inönü stadında fazlasıyla var ve bunlar asıl beşiktaş taraftarının
imajını zedeleyen ve gelecekteki Beşiktaş taraftarının profilini olumsuz yönde değiştireceklerdir.
Birilerinin maşası olup,kullanılacak piyonlar olucaklardır ki oluyorlar da.
NEDEN ?
En ufak bir olaya karşı tepki gösteren,muhalif duruş sergileyenler 58.madde değiştirilmesi gündemdeyken neredeler ?
Neden şike yapanın cezası hafifletilmeye çalışırken bu muhalif grup susar, neden kış uykusuna yatar ?
Neden yayıncı kuruluş taraftardan çıkan sesi kıstığında ''sesi kıssana sesi kıssana ibne lig tv sesi kıssana'' diye bağıranlar,
desteklediği takım hakkında karşı tarafa istipahrat veren yayıncı kuruluş adamına karşı en ufak bir ses çıkarmazlar?
Kızdığınız yıldırım Demirören'den ne farkınız kalır susarsanız ?
Hani yozlaşan bir kültürün son kalıntıları olan büyüklerimiz dedelerimiz vardır ya;
Beşiktaş taraftarı da buna benzer bir durumda.
Tribünlerin dedesidir beşiktaş taraftarı. Neden mi? Çünkü endüstriyelleşen futbola
karşı tek ayakta kalabilen bir kitledir.
Dünyanın sistemi değişiyor artık. Duygular değil,ekonomik çıkarlar ağır basıyor.
Kulüpler kendilerini destekleyen taraftarlardan sadece bağırmak,stadı doldurmak
istemiyor. Onlardan para kazanmak istiyor. Bunun için her yolu deniyorlar.
Yanlış mı? Hayır. Doğru ama taraftarını sadece ''müşteri'' olarak görmesi büyük yanlış.
İşte beşiktaş taraftarı buna tepkili. Çünkü armasının peşinden koştuğu evinde
televizyondan izlemek varken yağmur, kar, kış dinlemeden stadına gidip destek verdiği
şehir dışına kilometreleri devirip, gelip izlediği takımınının yönetenleri onu sadece
müşteri olarak görmesi,o taraftarı enayi yerine koyması demektir.
DURUŞ ?
Mahallenin asi çocuklarının oluşturduğu tribündür Beşiktaş tribünü !
Ama olayın asıl can alıcı noktasına geliyoruz şimdi: Malesef bu asi haksızlık karşısında baş kaldıran,
şerefli Beşiktaşlılık duruşunu serserilik,piçlik zanneden bir nesil çıkıyor ortaya.
Olayı genel Beşiktaş taraftarına maal etmiyorum ama İnönüye gittiğinizde yolda görseniz
serserinin teki diyeceğiniz adamlar,inönü stadında fazlasıyla var ve bunlar asıl beşiktaş taraftarının
imajını zedeleyen ve gelecekteki Beşiktaş taraftarının profilini olumsuz yönde değiştireceklerdir.
Birilerinin maşası olup,kullanılacak piyonlar olucaklardır ki oluyorlar da.
NEDEN ?
En ufak bir olaya karşı tepki gösteren,muhalif duruş sergileyenler 58.madde değiştirilmesi gündemdeyken neredeler ?
Neden şike yapanın cezası hafifletilmeye çalışırken bu muhalif grup susar, neden kış uykusuna yatar ?
Neden yayıncı kuruluş taraftardan çıkan sesi kıstığında ''sesi kıssana sesi kıssana ibne lig tv sesi kıssana'' diye bağıranlar,
desteklediği takım hakkında karşı tarafa istipahrat veren yayıncı kuruluş adamına karşı en ufak bir ses çıkarmazlar?
Kızdığınız yıldırım Demirören'den ne farkınız kalır susarsanız ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















