28 Mayıs 2012 Pazartesi

Hedefine Hoş Geldin Emre Güral

Emre Güral futbola ilk olarak Eintracht Frankfurt altyapısında başladı.
Daha sonra Greuther Fürth alt yapısında devam etti.
Henüz yeni başlayan kariyerinde en önemli atılımını Elversberg’e transfer
olarak yaptı.Kısa zamanda takımın vazgeçilmezi olan Emre adını 14 Ağustos 2010
tarihinde Hannover 98′e karşı oynanan Almanya Kupası karşılaşmasında duyurdu. 

Gösterdiği performansla Hannover 98'in elenmesinde önemli rol oynadı. 
2011-12 sezonun başında Bucaspor’a transfer oldu ve 16 maçta 8 gol kaydetti.
Şu an ise A2 Milli Takımda bulunan Emre,hala devam eden Toulon Turnuvası'nda
çıktığı 3 maçta 3 gol atma başarısı gösterdi.




 

13 Ocak 2012 bucasporfan.com sitesiyle yaptığı röportajda Süper Lig’de en çok formasını giymek istediği takım'ın Beşiktaş olduğunu belirten Emre,Türkiye'de en beğendiği forvetin Burak Yılmaz,karşılıklı oynarken en zorlanacağı savunma oyuncusununda
Serdar Aziz olduğunu belirtmiş... 

Sol ayağını iyi kullanan Emre,en çok şutları ve tekniğine güvendiğini,zayıf tarafının sağ ayağı
olduğunu ve geliştirmesi gerektiğini itiraf ediyor.


Fiziği gayet iyi olan ve henüz yaşı 23 olup önü açık alan Emre'nin,yeniden yapılanan Beşiktaş için uygun ve umut verici bir transfer olduğunu belirtip,yeni başlayan Beşiktaş kariyerinde başarılar dilerim...


3 Nisan 2012 Salı

Kurban Carvalhal

Öncelikle Fatih Doğan'ın dediği gibi
''Beşiktaşlı; Carvalhal'in gönderilmesine üzülecek kadar asil,sevinecek kadar akıllıdır..''

Bu hocanın bu takımın hocası olmadığını hepimiz biliyoruz,içeri giren
Tayfur Havutçu'nun da bu takımın hocası olmadığını biliyorduk.
Peki Beşiktaş taraftarı bu iki kişininde Beşiktaş'ın hocası olmadığını,
böyle sorunlu oyuncuları yönetemeyeceğini biliyorken,bu kişiler
Beşiktaş tarihinin en iyi ve maliyetli kadrosunu neden yönetip Beşiktaş'a
zarar veriyorlar ? Sadece gerçekten iyi insan,adam gibi adam ve Beşiktaş'ın
çocuğu oldukları için mi ?

Guti: "Profesyonel bir kulüp olan Beşiktaş, amatörler tarafından yönetiliyor."

Kimse kusura bakmasın ama,böyle kurtlar sofrasının içine,daha önce hiç hocalık
yapmamış birini.Ve o hocanın yardımcısı olarak gelmiş,Portekizli oyuncuların
gözünde hiç bir vasfı olmayan yetersiz birini getirmek,bariz bir yönetim
faciyasıdır.

Carvarhal'in Beşiktaş'ın başına geçmesine kendisi adına büyük bir şans,ancak
Beşiktaş adına büyük bir talihsizliktir.Sanırım kendisinin hocalığını beğenmeyen
kişilerin bile sevgisini kazanan ender bir hoca...
Mesela ben ''Ne işi var bu adamın burada ? Hem ona yazık olacak hem bize''
diyen biriydim ama Carvalhal'in gitmesine onun adına üzüldüm.Neden hep iyiler
kaybeder diye sorgulamaya başladım... Ama hocalık için,özellikle büyük
takımların hocalığı için iyi bir kişi olmak yetmiyor.
Artık Beşiktaş taraftarı duygusallığı bıraksın ve sırf iyi insan ve
Beşiktaş'ın çocuğu diye birilerine ekstra bir kredi veya olmaması gereken
şanslar vermesin.Tarih hocaların zaferlerini hatırlar,nasıl bir insan olduklarını değil.

Carvalhal benim gözümde başarısızdır,ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştır.
Hocanın başarılı olduğunu savunanlar lütfen bu kadronun neden zirvenin 20 puan geride
olduğunu açıklasınlar ? Oyuncular yüzünden diyenlere cevabım ise,o zaman nasıl
Avrupa'da mart ayına kadar geldik diyorum.''Carvalhal başarılıydı bizi Avrupa'da götürdü''
diyenler işte burada kendisiyle çelişiyor.Oyuncular umursamaz olsa Avrupa gibi zorlu bir
arenada nasıl ilerleyeceksin ? Çok basit,Beşiktaş'ın yetenekli oyuncuları maç seçiyor.
Avrupa gibi piyasa olan maçlarda bütün isteklerini sahaya yansıtırken,lig maçları bu
ciddiyetle oynanmıyor.Peki bu neden kaynaklanıyor diye sorulursa,kesinlikle
takım içindeki ciddiyetsilik,oyuncuların teknik heyeti sallamaması,yönetimin fuzuli işlerle
uğraşması,oyuncuların paralarını alamaması.
Hocayı sevenler bütün bu başarısızlığı bir oyuncunun üstüne yıkmak istediler ya,asıl ayıp
orada işte.Sırf bir oyuncu koşmuyor diye hiç bir takım 20 puan geri düşmez...
Quaresma'nın bu sene kontrolden çıkmasının ana nedeni ise biraz önce saydığım sebepler.

Sonuç olarak her ne olursa olsun teşekkürler bizden biri olan Carlos Carvalhal. Sen elinden gelenin en iyisini yaptın,en büyük suç senin değil Demirören zihniyetinin.Düşüncem
yine ülkemizde kalacak ve başka bir takım çalıştıracaksın,yolun açık olsun güzel insan...

17 Mart 2012 Cumartesi

Fenerbahçe - Galatasaray

Derbiler iki taraf içinde her zaman ölüm kalım meselesidir,
çünkü bir futbol maçından çok ötedir.Ama bu derbi başka bir derbi.
Bu maç hangi takım için daha anlamlı derseniz,bu tabikide Fenerbahçe olur.
Çünkü Fenerbahçe camiası sadece rakipleri ile değil,3 temmuzdan bu yana
gelişen olaylarlada mücadele ediyor,ve bu süreçte onlara karşı en çok zarar
veren ilginçtir Trabzon olması gerekirken Galatasaray tarafı oldu.
Yani saha dışı olayların bu maçın önemini arttırıcı etkisi çok daha fazla oldu
bu sene.Fenerbahçe gururu ve şampiyonluktan kopmamak için mücadele
edecekken,Galatasaray bu maçı kazanıp büyük ölçüde şampiyonluğunu ilan etmek
için sahada mücadele edecek.

Saha içine gelecek olursak,iki takımında kadrosunun kendine göre iyi kötü tarafları var,
ama iki takımında göbeği çok güçlü.Baroni,Emre - Melo,Engin Baytar tarafı orta sahada
süpürücü görevini üstlenicekler.Benim için maçın kilidi bu ikili grup,hangisi daha başarılı olursa
orta sahada üstünlük o takıma geçer ve ikinci toplar o takımda kalır.Bu futbolcuların zaman zaman
birbirleri ile karşı karşıya gelecek olması ise saha içindeki tansiyonu fazlası ile arttırır.
Ayrıca bu mücadeleye kendi oyun yapısı gereği Mehmet Topuz'da fazlası ile katılır,
bu yüzden göbekte sayısal olarak Fenerbahçe tarafı üstün olabilir.

Bir derbi klasiğidir ilk dakikalarda atmosferi arkasına alıp deplasman takımına baskı kurmak,
bugün bunu görüceğiz.Maçın kritik dakikaları bu baskı zamanı olacak,Fenerbahçe bu baskı içersinde
bir golü bulursa kesinlikle bu maçı kaybetmez,eğer bu baskı içersinde gol gelmezse oyun yavaş yavaş
dengelenmeye başlıyabilir ve zaman geçtikçe işler Galatasaray'ın lehine dönebilir.Çünkü kazanmak zorunda olan bir Fenerbahçe
beraberlik olsa bile bir şey kaybetmeyecek Galatasaray var.Bu da doğal olarak ilerleyen dakikalarda Fenerbahçe'nin
atak yaparken geride boş alan bırakacak ve karşı ataklara maruz olacak olmasını sağlar.Ancak şöyle bir durum var,
Galatasaray iyi bir kontra takımı değil,örneğin bir Beşikaş gibi Simao,Quaresma gibi dikine çok seri bir şekilde
hızlıca kat edip az adamla etkili gelecek tarzda bir takım değil.Boş alanları ancak Necati sever,onunda
yetenekleri bir yere kadar.

Maçta dediğim gibi Emre,Baroni - Melo,Engin Baytar grupları dışında Fenerbahçe için bir beyin olarak Alex,hücuma dinamizim katan
seri ve etkili Stoch,kendisine atılacak topları iyi servis yapması gereken ve her an gol atma tehtidi oluşturması gereken Sow'un
performansı çok önemli olurken.Galatasaray için oyunu yönlendiren,sistemin vazgeçilmesi Selçuk İnan'ın oyunu,Elmander'in mücadelesi
ve Stoch karşısında oynayacak Eboue'nin performansı çok ama çok önemli.Özellikle hücuma destek vermeyi seven Eboue,işi abartırsa
gerisinde bıraktığı en ufak boşluğu Stoch öyle yada böyle bir şekilde değerlendirir.İki takımında 1 usta 1 çaylak stoperi var,
bugün bu çaylak stoperlerin performansıda ayrı bir önem taşıyor,orada yapılacak bir hatanın telafisi olmuyor...
Bir Beşiktaşlı futbol sever olarak,hak eden kazansın temellisinde bulunarak iki takımada başarılar diliyorum.



24 Şubat 2012 Cuma

Akılsız Başın Cezasını Futbolcular Çeker

Maç öncesi herkeste inanılmaz bir rahatlık varken bende garip bir şekilde inanılmaz bir
sıkıntı vardı.Ben günler öncesinden bu maçı düşünmeye başlamışken millet Atletico Madrid'in
durumunu konuşmaya başlamıştı,bazı kişiler hariç kimsenin bizim İnönü'de zorlanıcağımız,
kanser olucağımız,bir maç olucağını düşünmüyordu.Güle oynaya geçicez havası vardı...
Korktuğum başıma geldi ve ilk yarı gol yedik.Golden sonra milletin o zafer sarhoşluğundan
uyanması ve bende günler öncesinde başlayan strese girmeleri bir oldu.
Ama neyse ki takım zafer sarhoşu değildi tribün gibi,iyi motive olmuş bir takım gördüm.
Eğer baştan motive olmayan bir takım sahada olmasaydı,ilk golü yedikten sonra tribün gibi
ne olduğunu anlamaz şaşkına döner 2.golüde yerdi.

Braga takımı gerçekten iyi bir ''takım'' bizim dışarda onları yenmemizin tek nedeni
rakip takımın çok erken bir kırmızı kart görmesi, ve maçın çok büyük bir bölümünü
10 kişi oynamasıdır.Beşiktaş'ın burada yenilmesinin tek nedeni ise,klasik oyun
anlayışının dışına çıkıp,yine forvetsiz oynamasıdır.Dün gece az daha Carvahall'in kurbanı
oluyordu Beşiktaş.İyi savunma yapmak demek,daha fazla savunma oyuncusu oynatmak demek değildir.Bir takıma ne kadar çok savunmacı koyarsanız o kadar çok kalenizi emniyete alırsınız diyebir mantık olamaz futbolda.Bunu Gençlerbirliği maçının ilk yarısında da gördük.
Bu sefer tek kanat oynayan bir Beşiktaş vardı,yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen
bir BJK vardı,peki sonuç ne oldu ? İlk yarıyı geride kapattık,ikinci yarı Simao girmesi ile
normal oyun sistemine geçildi ve maçı çeviren bir takım ortaya çıktı.Aynı senaryo Braga maçı
içinde geçerli, yine orta sahayı kalabalık tutmak isteyen bir BJK,yine ilk yarı golü yiyor.
Neyse ki hoca baktı ikinci gol gelicek bu korkak taktik tutmadı, hemen Almeida'yı oyuna sürerekikinci yarıyı beklemeden hamlesini yaptı.Eğer yapmasaydı, Beşiktaş ilk yarıyı 0-2 yenik bilekapatabılırdı.Çünkü ilerde topu tutacak adam yok,ilerde çoğalamayan bir BJK var, geriden ilerde yeterli düzeyde adam olamadığı için çıkamayan bir BJK var... 

Topu vuruyoruz ve top duvardan seker gibi tekrar bize geliyor,ama Almeida girince işler değişti ve arka arkaya pozisyonlar geldi.
İlk başta bu kadro ile çıkılsaydı eminim 1 gol daha atılır toplam sonuçta
3 farklı öne geçilir,ve maç antrenman havasında oynanırdı.Ve ne Braga bu kadar umutlanır,
ne takım bu kadar strese girerdi,ne de fizik olarak bu kadar yıpranırdı.

Hoca dışında maçta en çok eleştirilen kişi Cenk.İlk golde evet hatası var ama ilk golü
tamamen onun üstüne yıkmak ayıp olur.Ama gerçekten durduğu yer çok saçma,kale direğinin orda durması gerekiyordu bu kadar kaleyi terk etmesi hataydı.Ve bir kaç pozisyonu daha var geripas diye topu eline almaması mesela,bu tür pozisyonlar tecrübesiz olduğunun göstergesi hep...
Quaresma yine yaramaz çocuğa oynamaya başladı, 2 kere yalandan kendini yere attı sarı kart
sınırında olmasına rağmen ve bir kere kasti tekme attı rakibine.Hakem nedense hiç
bunlara sarı kart göstermedi,ve bu hakemin maçtaki en büyük hatalarından biridir.
Aynı şekilde hakem Veli'ye neden sarı kart göstermedi,çok önemli kontra atakları kesmesine
ve en az 5 6 kere faul yapmasına rağmen bunuda anlamış değilim...
Benim için gecenin en başarılı ismi Almeida kesinlikle.Gol atamadı ama takımına
nefes aldırdı pozisyonlar hazırladı.Almeida sahada yokken Beşiktaş'ın hali ile o girince
takımın hali ofansif yönden çok başkaydı...

Sonuç olarak Beşiktaş ucuz atlattı ve bu hocaya artık ders olur,çünkü bendeki imajı gittikçe
korkak Carlos olarak yerleşiyor.Umarım bu orta sahayı kalabalık tutayım,iyi defans yapayım,
düşüncesi yüzünden,tek kanat yada forvetsiz oynamak yanlışından vaz geçer bir an önce,
ve ligde kader maçı olan GS maçına yine forvetsiz yada tek kanat çıkmaz, yenilmeyim düşüncesi ile.

Şimdi hem Braga gibi iyi bir takım ile hemde Beşiktaş gibi yetenekli ayakları olan bir takım ile
eşleştik.Kısacası işimiz zor ama imkansız değil,ve unutmayın Beşiktaş zoru sever !



15 Şubat 2012 Çarşamba

Kartal Avrupa'da Beyaz Diyor

Beşiktaş'ı Avrupa arenasında mücadele ederken izlemekten her zaman büyük keyif almışımdır,yenilsek bile...
Çünkü o formanın ruhuna göre hareket eden bedenler oluyor.
Hırs,azim,mücadele,konsantre,inanç hepsi üst düzeydeydi Braga maçında.
Forvetsiz ama çok güçlü bir orta saha ile çıktı sahaya kara kartal.Karşısında liginde iç sahada yenilgisi olmayan, 23 gol atıp sadece 6 gol yiyen bir takım vardı...


Beşiktaş'ın gardı Veli,Ernst,Necip beyini Fernandes,yumrukları ise Simao ve Quaresma
olucak demiştim maç öncesinde,bu kadro onu gösteriyordu bizlere ve öylede oldu.
Carvalhal Bragaya, Braga'nın futbolcuları ise Beşiktaş'ın yıldızlarına karşı fazlası ile saygı duyuyor ve çekiniyordu.
Maça bakarsak,bu maç için 90 dakikada 3 farklı oyun oynandı diyebiliriz

İlk Oyun :

İlk oyun aslında adil olan bir oyundu...Braga henüz 10 kişi kalmamış ve kanatlardan gelmeye çalışan,Beşiktaş'ın çıkmasını istemeyen,önde iyi basan bir anlayışa sahiplerdi.

Beşiktaş bu bölüm içersinde sadece Quaresma'nın kişisel çabaları ile etkili olabildi.
Bu gerçeği görmek lazım.

Zafer sarhoşu olmamak gerek,çünkü kırmızı kartın gelmesi bizim için büyük bir şanstı.
Kart gelmeden önce
topu ileride tutamayan bir Beşiktaş,oyunun daha hakimi olan bir Braga vardı

Kırmızı Kart Sonrası:

Hollandalı hakem öyle cesurca bir kart çıkardı ki alkışlamak gerek.
Oyuncunun kendisini aldatmaya yönelik yaptığı harekete,tereddütsüz çıkardığı bu kart Türk hakemlerine ders olsun.Sadece bu kart değil
oyun içersinde oynatmamaya yönelık hareketlere sıfır taviz vererek,çıkardığı kartlarda ders olsun.
Hakemin bu tavrı bizim lehimize oldu,usta ayaklar karşısında daha nazik olmak zorunda kalan savunma oyuncuları vardı...
Mehmet Demirkol'un dediği gibi BJK Avrupa'da iyi oynamasının bir başka nedenide tekme yememesi.
Rakip 10 kişi kalmasına rağmen hala dirençlilerdi,tamamen mahkum olmadılar.
Lakin Beşiktaş'ın en önemli kozu olan duran top yine engellenemedi,Fernandes'in müthiş ortasına Sivok'a sadece topa dokunmak kaldı.
İkinci yarı Beşiktaş orta sahadan birini çıkartıp oyuna forvet sokup işi burda bitirebilir mi diye düşünceler dönüyordu kafalarda.
Ancak Carvalhal risk almadı ve risk almamakla ne kadar doğru yaptığını maçın ilerleyen zamanları gösterdi.Braga takımı gerçekten iyi,
ikinci golü yiyene kadar çok iyi direndiler,eğer orta sahadan biri çıkarılıp forvete oyuncu alınsaydı belki Beşiktaş gol bile yiyebilirdi,ama golde atabilirdi. Peki bu riske gerek varmıydı ? Hiç gerek yoktu,çünkü maç zaten bizim istediğimiz gibi gidiyordu,risk alması gereken taraf karşı takımdı...

İkinci Gol Ve Braga'nın Oyun Disiplininden Kopması :


Beşiktaş'ın iyi bir kontra atak yapan takıma karşı kontra atak golü atması beni ayrı bir mutlu etti...
Yine muhteşem bir asist geldi ve bu sefer topa dokunmak sahada ki en saygın ve tecrübeli Portekizli oyuncu Simao Sabrosa'ya kaldı.
Fernandes'in topun şiddetini ayarlaması o ince pası muazzamdı.Bu pozisyonun daha kolayını Necip topu ayağından aşarak kaybetti,
eğer Necip bu hatayı yapmamış olsa maçın skoru 0-3 olmuş olucaktı,ve biz emin bir şekilde turu geçtik diyebilecektik...
0-2 kazanmamıza rağmen ben turu geçtik demiyor,İnönü'de beklenilenin aksine zor bir maç olucağını iddia ediyorum.


 

18 Ocak 2012 Çarşamba

El Clasico Öncesi

Madrid Tarafı

Bir tarafta dünyanın en iyi futbolunu oynayan takım.
Diğer tarafta dünyanın en iyi hocalarından birine sahip olan ve günden güne gelişen bir takım.
Bu maç öncesi Madrid için aslında işler pek iyi değil,Ronaldo'nun kendi taraftarından
tepki alması ve Cristiano'nun attığı gole bile sevinmeyip tavır koyması,
Mourinho'nun dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen oyuncusunu
savunma durumunda kalması.Di Maria'nın sakatlıktan yeni çıkması, Pepe'nin oynayıp oynamayacağında
maç günü gelmesine rağmen hala belirsizliklerle dolu olması...
Evet görüldüğü gibi Madrid'in durumu fazlasıyla olumsuz yönden karışık.
Üstüne yetmezmiş gibi Mourinho'nun temkinli konuşması ve ''Barçayı durduracak bir formul
buldunuzmu'' sorusuna ''hayır'' diye beklenmiyen bir cevap vermesi ve kupa maçının pek bir önemi
yok havasını vermesi, sanki olası bir yenilginin acısını olumsuz yönlerini hafifletme
çabasında olduğu izlenimi yaratıyor.

Barça Tarafı

Barça ise bildiğimiz Barça, tıkır tıkır işleyen bir mekanizma..
Ne bir huzursuzluk, ne bir sıkıntı var, takım içindeki arkadaşlık yine üst düzeyde.
Madrid'e göre birbirlerini uzun zaman tanıyan ve çok daha uzun zaman birlikte oynamış
oyuncuların oluşturduğu bir ekipte takım içindeki arkaşlığın, uyumun üst düzeyde olması doğal.
Şahsi düşüncem ibre yine Madrid'deki olumsuzluklar yüzünden Barça'ya yakın, ama her zaman
derbilerde kendi sahasında oynayan takım %51 daha avantajlı olur.

Saha İçi

Saha içini konuşacak olursak eğer Mourinho'nun takımı başlangıçtakı o pas yaptırmayan,
Barcelona gibi bir takımın oyuncularını bile elini ayağına dolaştıran presi
daha uzun süreye ekonomik olarak yayarsa şansı daha artar. Son El Clasico'da 
Madrid yine ilk başlarda inanılmaz bir press yapıp golü bulmuştu, ama böyle şiddetli
baskıyı uzun süre yapamazsınız bir süre sonra fizik olarak düşersiniz, işte bunu yaşamamak
için Madrid ekibi bu pressleri ekonomik olarak bütün oyuna yayarsa ve yine sert oynarsa
dediğim gibi şansı artar. Bu maçın sonucu Barça'nın değil Madrid'in nasıl oynadığı belirler.
Barcelona bildiğimiz oynunu oynayacak önemli olan Madrid buna nasıl bir karşılık verecek ?
sonuç olarak ne olursa olsun güzel bir maç izleyecez, işte futbol bu diyeceğiz!

Maç Sonrası

Eğer Madrid kazanırsa inanç yakalar, ümitleri artar bu da daha çok motivasyon daha çok istek demek.
Eğer Barcelona kazanırsa Madrid için ağır hasarlara yol açar, bıkkınlık, ümitsizlik, moral bozukluğu gibi
ve bu etkenleri Mourinho ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın lige yansır.
Barcelona kazanırsa turuda kazanır.