Türk futbol tarihinin en önemli yapısında oynanacak olan son derbiydi, kulübün 110. yılıydı, 3 puan ikinciliğe yükseltiyordu, lider Galatasaray puan kaybetmişti, bu sezon hiç derbi kazanılmamıştı. Say say bitmez o kadar neden vardı ki bugün siyah beyaz yüreklerde son saniye golüne sevinecek...
Maça gelecek olursak; klasik bir Türk derbi geleneği olan, taraftar gazıyla topyekün saldırı oldu. Normalde bu bir 15 20 dakika sürer ama Fenerbahçe'li futbolcuların sakin ve topu tutmaya yönelik oyun anlayışı ile sadece 5 dakika sürebildi. Bu süreçten sonra Beşiktaş'ı sancılı bir süreç bekliyordu. Özellikle Gökhan Gönül ve Kuyt, Beşiktaş'ın zayıf olan sol kanatını çok iyi kullanarak etkili oldular. Boğulan, baskı yiyen, korkan, topu ayağında tutamayan bir Beşiktaş var derken gol geldi ama bu gol yanlış bir ofsayt bayrağına takıldı.
Bu golden sonra anlamsız bir şekilde Fenerbahçe oyunu rölantiye alıp geriye yaslandı. Bunu sallanan ve düşmek üzere olan bir boksöre vurmak yerine gard almak olarak yorumlayabiliriz. Hal böyle olunca Beşiktaş, Fernandes'in sorumluluk alması ve duran top kozları ile kendine geldi ve eşitliği yakalıp ilk yarıdaki o ölü topragını üstünden attı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
Oyuna müdahaleler ise Beşiktaş'ın dar kadrosuna rağmen çok doğruydu. Gökhan Süzen'in çıkıp Emre'nin girmesi pozitif anlamda etki yaratırken özellikle Emre Özkan'ın çok ciddi müdahaleleri de oldu. Yine tam Raul Meireles ve Baroni çıkarken Oğuzhan Özyakup'un alınması, Toraman - Veli - Fernandes ile mücadele ve press anlamında üstün olan merkez orta sahayı pas anlamında da üstün kılan faktör oldu. Artık bu Rus ruletinin sonuna yaklaşılıyordu, iki taraftan biri kurşunu yiyecek veya beraberlik ile kimsenin başı yanmayacaktı. Ama öyle olmadı ve Beşiktaş en iyi yaptıgı seylerden birini yaparak son saniyelerde kontra atağa çıkıp bulduğu golle İnönü'nün son derbisine yakışır bir finale imza attı.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder