''Futbol topa sahip olma ve hükmetme oyunudur, maraton değil. Diğerleri istedikleri kadar koşabilirler, ben koşmayı bilmiyorum ama futbol oynamayı biliyorum.''
20 Mayıs 2013 Pazartesi
7 Nisan 2013 Pazar
Andrea Salih
Bazı futbolcular vardır ki kısıtlı fizik kapasitesini pas, top hakimiyeti, vücut çalımları, oyun görüşü (zekası) ve akıllarıyla kapatırlar. Bugün dünya futboluna bakacak olursak bu durumun en şaşaalı ismi olarak Andrea Pirlo'yu gösterebiliriz. Fizik futbolunun kralının oynandığı İtalya futbolunda, fiziki dayanıklılığı çok iyi olmasa bile Pirlo yıllarca üst düzey İtalyan takımlarında üst düzey pas, zeka, top tekniği özellikleri sayesinde liderlik yapmıştır. Maksimum verimi ise Carlo Ancoletti tarafından ofansif orta saha yerine, rakip savunmacılara uzak ve rahat edebileceği oyun kurucu pozisyonuna alınarak alınmıştır.
Bu geniş çaplı örnekten sonra şu an ülkenin en çok konuşulan genç futbolcusu Salih Uçan'a gelecek olursak; henüz gelişme çağında olduğu için fiziği tam olarak olgunlaşmış değil. Fiziki alt yapının en iyi kurulacağı zamanı yaşıyor ki bu onun için avantaj lakin bana verdiği izlenim, fiziği ne kadar gelişirse gelişsin hiç bir zaman takım arkadaşı ve ağabeyi Emre Belözoğlu gibi hırçın bir oyun yapısında olmayacak daha çok toplu oyunu seven bir yapıda olacak gibi. Bugün topsuz oyundaki temposuzluğu, defansif zafiyeti tolere edilebilir henüz 19 yaşında yeni bir yetenek olduğu için, ancak ileri ki yaşlarda bu eksiklik eğer bir Pirlo, Zidan, Guti gibi duruma ulaşmadığı sürece göze batar.
(Örnek verecek olursak bakınız Nuri Şahin. Dortmund sisteminin önemli bir parçası olan Şahin, Dortmund dışına çıktığında tutunamadığı ortada.)
Günümüz futbolu fiziğe dayalı bir yapıda olduğu için, topla oyununuz bir Picasso'nun tablosu kadar estetik olsa bile fizik kalitenizin de belirli bir seviyede olması gerekir. Buna en önem veren teknik adamlardan biride Jose Mourinho'dur. Öyle ki müthiş bir tekniğe ve yeteneğe sahip olan, ancak fiziksel zaafları olan Mesut'u kusursuz hale getirende kendisidir.
Samet Aybaba'nın ''Oğuzhan kendisini kuvvetlendirmeli'' demesine kızarken bir daha düşünün. Tabi biz Beşiktaş taraftarının kızdığı konu farklı. Aybaba ana fikrinde haklı haklı olmasına ama Oğuzhan'ı güçlendiremeyen ve aksine takımdaki futbolcuları sakatlayan kondisyonerlerine de biraz bakmalı.
Tekrar Salih'e gelecek olursak; genç futbolcuyu parlatmada sicili iyi olmayan Fenerbahçe için Salih önemli bir şans. Bu sezon sonuna kadar orta saha bölgesinde yaratıcılık sıkıntısı çeken ve üç kulvardan ilerleyen bir kulübün, 19 yaşındaki bir çocuğa bel bağlaması pek görülmüş bir şey değil. Normalde genç oyuncular için büyük kulüpte oynamak önemli bir şanstı, ama Salih için aynı durum geçerli değil. Erken yaşta üstüne yüklenen bu sorumluluğu kaldırabilmesi ise bizi en çok mutlu eden detay.
3 Mart 2013 Pazar
Şanlı Feda
Türk futbol tarihinin en önemli yapısında oynanacak olan son derbiydi, kulübün 110. yılıydı, 3 puan ikinciliğe yükseltiyordu, lider Galatasaray puan kaybetmişti, bu sezon hiç derbi kazanılmamıştı. Say say bitmez o kadar neden vardı ki bugün siyah beyaz yüreklerde son saniye golüne sevinecek...
Maça gelecek olursak; klasik bir Türk derbi geleneği olan, taraftar gazıyla topyekün saldırı oldu. Normalde bu bir 15 20 dakika sürer ama Fenerbahçe'li futbolcuların sakin ve topu tutmaya yönelik oyun anlayışı ile sadece 5 dakika sürebildi. Bu süreçten sonra Beşiktaş'ı sancılı bir süreç bekliyordu. Özellikle Gökhan Gönül ve Kuyt, Beşiktaş'ın zayıf olan sol kanatını çok iyi kullanarak etkili oldular. Boğulan, baskı yiyen, korkan, topu ayağında tutamayan bir Beşiktaş var derken gol geldi ama bu gol yanlış bir ofsayt bayrağına takıldı.
Bu golden sonra anlamsız bir şekilde Fenerbahçe oyunu rölantiye alıp geriye yaslandı. Bunu sallanan ve düşmek üzere olan bir boksöre vurmak yerine gard almak olarak yorumlayabiliriz. Hal böyle olunca Beşiktaş, Fernandes'in sorumluluk alması ve duran top kozları ile kendine geldi ve eşitliği yakalıp ilk yarıdaki o ölü topragını üstünden attı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
İkinci yarıda ortada başladı ve öyle devam etti. Fenerbahçe en son yapması gereken şeyi yaptı ve Beşiktaş'ın kaos futboluna uydu. Halbuki bu onların oyun felsefesine çok zıtken, Beşiktaş'ın en sevdiği oyun tarzıydı. Aslında Beşiktaş böyle oynamayı rakiplerine bir anlamda zorluyor ve kenardan buna engel olunamıyor, tıpkı son dakikalar da öne gecen takımın defansının teknik direktör ne kadar istemese bile yaslanması gibi. Fenerbahçe set ve kontrollü oyununu bırakınca ikinci yarı git gellerin olduğu, bloklar arasında bağlantının kalmadığı, bol pozisyonlu bir maç izledik. Dengeli ve yerleşik bir savunma yerine, kopuk ve dengesiz bir maç olunca Fernandes'in etkisi çok daha fazla arttı. Tamam Fernandes büyük bir özveri ile oynadı ama bugün Kadıköy'de oynanan maçtaki gibi kilitlenmemesinin sebebi karşısında o maçta olduğu gibi dengeli bir futbol oynamayan, boşluklar bırakan takımın olmasıydı.
Oyuna müdahaleler ise Beşiktaş'ın dar kadrosuna rağmen çok doğruydu. Gökhan Süzen'in çıkıp Emre'nin girmesi pozitif anlamda etki yaratırken özellikle Emre Özkan'ın çok ciddi müdahaleleri de oldu. Yine tam Raul Meireles ve Baroni çıkarken Oğuzhan Özyakup'un alınması, Toraman - Veli - Fernandes ile mücadele ve press anlamında üstün olan merkez orta sahayı pas anlamında da üstün kılan faktör oldu. Artık bu Rus ruletinin sonuna yaklaşılıyordu, iki taraftan biri kurşunu yiyecek veya beraberlik ile kimsenin başı yanmayacaktı. Ama öyle olmadı ve Beşiktaş en iyi yaptıgı seylerden birini yaparak son saniyelerde kontra atağa çıkıp bulduğu golle İnönü'nün son derbisine yakışır bir finale imza attı.
23 Aralık 2012 Pazar
Andre Santos'un Dövmesi
Futbolcuların sadece performanslarının konuşulmadığı, olayın magazinsel yönünün de çok konuşulduğu bir devirdeyiz. Özellikle yabancı futbolcuların vücudunda bulunan bir çok dövme var, bunlardan belki de en anlamlılarından biri de Andre Santos'un dövmesi.
"Kimse sizin acınızı alamaz bu sebeple mutluluğunuzu da almasına izin vermeyin"
20 Aralık 2012 Perşembe
Hoşçakal Quaresma
Quaresma'yı mahallenin sevilen yaramaz çocuğuna benzetebiliriz. Bunu 3 kasti kırmızı kartına, soyunma odasında iyi insan - kötü hoca Carvalhal'e saldırıda bulunmasına, sakatlığı geçmesine rağmen ülkesinde tatil yapmaya devam etse bile söyleyebiliriz. Tabi bu saydıklarımız Quaresma'nın, Beşikaş'ta olan kredisini bitiren ona karşı muhalif taraftarı çoğaltan unsurlardı.
Birde onu sevdiren unsurlar vardı, neydi onlar ?
Yaptığı estetik hareketler, klas asistler, trivela - rabona vuruşları, sempatik tavırları, malzemeci Süreyya Soner ile sıkı arkadaş olmaları, Trabzon maçında down sendromlu kardeşimize sarılıp öpmesi, Tel Aviv maçında çarptığı top toplayıcı çocukla fotoğraf çektirmesi, Kasımpaşa maçında engelli taraftara devre arası gidip formasını vermesi gibi gibi detaylar.
Günümüze gelecek olursak, Quaresma ve yeni yönetim ile aralarında geçen sorunda her iki tarafında hataları var. Ama kimse bize hikaye anlatmasın, eğer gerçekten ama gerçekten bu takımda kalmak ve oynamak isteyen bir kişi işi yokuşa ve inada bindirmez gereken indirime gider ve kalırdı. Quaresma'nın bu süreçte en büyük ve kendini bitiren hatası, Fenerbahçe maçı öncesi kabul ettiği indirimi takım yenilince bana muhtaçlar diye düşünerek karar değiştirmesidir. Bu olaydan sonra Fikret Orman ve yönetimi, Quaresma'yı zaten kafa olarak bitirmişti.
Hiç kimse Quaresma'ya, Schuster döneminde muhalif değildi. Beşiktaş tarihinin en pahalı takımının başına ne zaman futbolcuların saymadığı takım üzerinde sıfır otoritesi olan Carlos Carvalhal geldi, o zaman başta Quaresma olmak üzere Manuel Fernandes ve Guti yoldan çıkmaya başladı. Suçu sadece Carvalhal'ın üstüne yıkmıyorum, profesyonel olan adam hocasız bile kendine bakar ama bu saydığım isimler yönetilmezse istenmeyen sonuçlar doğurabilecek isimlerdir. 73 maç 18 gol 27 asist bana kalırsa bir kanat oyuncusu için başarılıdır, ama 3.750.000 EURO kazandığı ve sorumsuz hareketleri yüzünden gölgede kalmıştır.
İyi kötü güzel anılarımız var seninle, yaşandı ve bitti. Bu olay yüzünden bütün sorumluluğu üstüne alan yeni yönetime kin beslemeyelim, çünkü başka Beşiktaş yok !
Birde onu sevdiren unsurlar vardı, neydi onlar ?
Yaptığı estetik hareketler, klas asistler, trivela - rabona vuruşları, sempatik tavırları, malzemeci Süreyya Soner ile sıkı arkadaş olmaları, Trabzon maçında down sendromlu kardeşimize sarılıp öpmesi, Tel Aviv maçında çarptığı top toplayıcı çocukla fotoğraf çektirmesi, Kasımpaşa maçında engelli taraftara devre arası gidip formasını vermesi gibi gibi detaylar.
Günümüze gelecek olursak, Quaresma ve yeni yönetim ile aralarında geçen sorunda her iki tarafında hataları var. Ama kimse bize hikaye anlatmasın, eğer gerçekten ama gerçekten bu takımda kalmak ve oynamak isteyen bir kişi işi yokuşa ve inada bindirmez gereken indirime gider ve kalırdı. Quaresma'nın bu süreçte en büyük ve kendini bitiren hatası, Fenerbahçe maçı öncesi kabul ettiği indirimi takım yenilince bana muhtaçlar diye düşünerek karar değiştirmesidir. Bu olaydan sonra Fikret Orman ve yönetimi, Quaresma'yı zaten kafa olarak bitirmişti.
Hiç kimse Quaresma'ya, Schuster döneminde muhalif değildi. Beşiktaş tarihinin en pahalı takımının başına ne zaman futbolcuların saymadığı takım üzerinde sıfır otoritesi olan Carlos Carvalhal geldi, o zaman başta Quaresma olmak üzere Manuel Fernandes ve Guti yoldan çıkmaya başladı. Suçu sadece Carvalhal'ın üstüne yıkmıyorum, profesyonel olan adam hocasız bile kendine bakar ama bu saydığım isimler yönetilmezse istenmeyen sonuçlar doğurabilecek isimlerdir. 73 maç 18 gol 27 asist bana kalırsa bir kanat oyuncusu için başarılıdır, ama 3.750.000 EURO kazandığı ve sorumsuz hareketleri yüzünden gölgede kalmıştır.
İyi kötü güzel anılarımız var seninle, yaşandı ve bitti. Bu olay yüzünden bütün sorumluluğu üstüne alan yeni yönetime kin beslemeyelim, çünkü başka Beşiktaş yok !
16 Aralık 2012 Pazar
Ne Bir Eksik Ne Bir Fazla
Ekstra bir özelliği olmayan sıradan bir derbi geride kaldı. Üzerine uzun uzun konuşulmayacak, sürprizi veya geceye damga vuracak bir olayı olmayan kuru bir derbi. İki takım da maça kontrollü başladı, klasik bir Türk derbisi olarak ev sahibi takım ilk dakikalar da konuk takımı baskı altına aldı lakin bu baskı dozajı ayarlanmış kontrollü bir baskıydı. Rierra'nın, Beckham vari müthiş ortasına Bekir kayıtsız kalamayıp topu kendi ağlarına göndererek, Fenerbahçe'nin o baskıdan boynu bükük çıkmasını sağladı.
Fenerbahçe geriye düştükten sonra, sakin ve geriden net pas alternatifleri ile çıkarak golün etkisini atlatmayı iyi başardı. Ama oyuna bir türlü ciddi şekilde ortak olamadı. Her ne kadar topu ayağında tutmayı başarsa bile kaleci Muslera'yı zorlayıcı tek şutu, Hasan Ali Kaldırım'ın süpriz şutu oldu ve bu vuruşta zaten gol oldu. Kendisine verilen görevi yerine getiremeyen Baroni'nin, Selçuk İnan'ın gerçekten de inanarak vurduğu yerden faul yapması ve sonucunda gol olması da kötü performansını süsleyen kreması oldu.
Maçın başından sonuna kadar Galatasaray himayesi altında geçti. Bir türlü beklenilen patlamayı istikrarlı bir şekilde yayamayan Hamit Altıntop ve ligimizin en iyi sağ bek oyuncularından Eboue'nin sağ tarafı dinamo gibi kullanması. Selçuk İnan'ın merkez bölgeden kanatlar arasında bağlantıyı sağlaması, Amrabat'ın sol taraftaki dinamizmi, Melo'nun savunmada her ne kadar bazen riskli hareketler yapsa bile Fenerbahçe'nin Sow ile orta saha arasındaki olmayan bağlantıyı iyice koparması bu himayenin en büyük etkenleriydi.
Selçuk'un istediği gibi sağdan alıp sola, soldan alıp sağa, geriden alıp ortaya vermesinde Raul Meireles'in etkisiz oyununda payı vardı. Kırmızı kart ile sadece beden olarak oyundan çıktı, etki olarak oyundan çoktan çıkmıştı. 2.bölgenin merkez bölümü, hem defansif hem ofansif anlamda kopuktu. Bunda en büyük pay Baroni - Meireles ikilisinindi. Sol kanatı hiç işlemeyen, sağ kanat ise Rierra'nın savunma zafiyetleri ile birazda olsa işleyen düzenin bitirici vuruşu ise erken ama doğru zamanda gelen Umut - Yekta değişikliği oldu. Bu değişiklikten sonra oyunu Galatasaray tuttu ve Amrabat ile hızlı ataklarla bitirici vuruşu kovalasa bile, o vuruşu hakemin maçın son düdüğünü çalması ile buldu. Beklenilen bir maç oldu, belki beklenilmeyen tek şey Raul Meireles etkisinin bu derece düşmesiydi. Bu derece kopuk olan Fenerbahçe'yi, Galatasaray daha zor bulur.
Fenerbahçe geriye düştükten sonra, sakin ve geriden net pas alternatifleri ile çıkarak golün etkisini atlatmayı iyi başardı. Ama oyuna bir türlü ciddi şekilde ortak olamadı. Her ne kadar topu ayağında tutmayı başarsa bile kaleci Muslera'yı zorlayıcı tek şutu, Hasan Ali Kaldırım'ın süpriz şutu oldu ve bu vuruşta zaten gol oldu. Kendisine verilen görevi yerine getiremeyen Baroni'nin, Selçuk İnan'ın gerçekten de inanarak vurduğu yerden faul yapması ve sonucunda gol olması da kötü performansını süsleyen kreması oldu.
Maçın başından sonuna kadar Galatasaray himayesi altında geçti. Bir türlü beklenilen patlamayı istikrarlı bir şekilde yayamayan Hamit Altıntop ve ligimizin en iyi sağ bek oyuncularından Eboue'nin sağ tarafı dinamo gibi kullanması. Selçuk İnan'ın merkez bölgeden kanatlar arasında bağlantıyı sağlaması, Amrabat'ın sol taraftaki dinamizmi, Melo'nun savunmada her ne kadar bazen riskli hareketler yapsa bile Fenerbahçe'nin Sow ile orta saha arasındaki olmayan bağlantıyı iyice koparması bu himayenin en büyük etkenleriydi.
Selçuk'un istediği gibi sağdan alıp sola, soldan alıp sağa, geriden alıp ortaya vermesinde Raul Meireles'in etkisiz oyununda payı vardı. Kırmızı kart ile sadece beden olarak oyundan çıktı, etki olarak oyundan çoktan çıkmıştı. 2.bölgenin merkez bölümü, hem defansif hem ofansif anlamda kopuktu. Bunda en büyük pay Baroni - Meireles ikilisinindi. Sol kanatı hiç işlemeyen, sağ kanat ise Rierra'nın savunma zafiyetleri ile birazda olsa işleyen düzenin bitirici vuruşu ise erken ama doğru zamanda gelen Umut - Yekta değişikliği oldu. Bu değişiklikten sonra oyunu Galatasaray tuttu ve Amrabat ile hızlı ataklarla bitirici vuruşu kovalasa bile, o vuruşu hakemin maçın son düdüğünü çalması ile buldu. Beklenilen bir maç oldu, belki beklenilmeyen tek şey Raul Meireles etkisinin bu derece düşmesiydi. Bu derece kopuk olan Fenerbahçe'yi, Galatasaray daha zor bulur.
5 Aralık 2012 Çarşamba
Tayfun Bayındır Röportajı
Gazetecilikte ilk ciddi icraatım diyebilirim bu röportaj için. Vatan Gazetesi futbol yazarı ve aynı zamanda Lig Tv de yorumculuk yapan Tayfur Bayındır ile güzel bir söyleyişi gerçekleştirdik. Sorularımı kalıcı gündem yaratmış konulardan sormaya özen gösterdim, işte detaylar...
Alex'in Fenerbahçe'den ayrılış sürecini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Fenerbahçe bu süreçten nasıl etkilenmiştir?
Alex'in ayrılmasının ya da ayrılma biçiminin çok şık olmadığını hep
dile getiriyorum. Futbolcular, teknik adamlar, yöneticiler, başkanlar gelir
giderler ama kurumlar kalırlar. Zamanı gelince Alex’de bu takımdan ayrılacaktı
ama bu kadar iyi ve uzun süreli hizmetleri olan oyuncunun da
ayrılış ya da gönderiş biçiminin de bu şekilde olmaması gerektiğini
düşünüyorum. Daha Fenerbahçe’nin büyüklüğüne
yakışır bir şekilde olabilirdi diye düşünüyorum. Fenerbahçe'yi nasıl etkiler; oyun anlamında çok fazla etkilemedi aksine Alex’in
olmaması görülen o ki Fenerbahçe’yi biraz daha tempolu oynamaya sevk etti ama gidiş şekli ile ilgili çok geniş bir
burukluk hala herkesin içinde var.
Peki Aziz Yıldırım ilk muhalefetini sizce Alex
yüzünden mi gördü?
Hayır bence ilk muhalefetini Alex’den önce zaten görmüştü. Sessiz
çoğunluk denen bir çoğunluk var. Aziz Yıldırım gözaltındayken de hapisteyken de bu muhalefet zaten vardı. Çıktıktan sonra özellikle
kadın taraflara karşı mikrofonu alıp Aykut Kocaman yanında hareket etmesi bence birinci başlangıçtı.
Beşiktaş'ın yeni yönetim ve teknik heyet ile birlikte
feda süreci hakkında düşünceleriniz neler? Beşiktaş'ın yeni yapılanmasın da olumlu ve olumsuz şeyler sizce neler, ne
değişti Beşiktaş'ta?
Beşiktaş'ta heyecan değişti, açıkçası heyecan yükseldi. Yeni yönetim
güzel şeyler yapmaya çalışıyor ama kim ne derse desin onlar sorunlu bir dönem devraldılar. Hem Uefa ile sıkıntıları var, hem yurt
içinde ekonomik anlamda ciddi sorunlar var, hem de bunun ötesinde başta Quaresma olmak üzere bazı futbolcular
ile ilgili yol ayrımına geldiler. Doğru strateji ama uygulamada yanlışlıkları
var, bu nedenle Quaresma konusu onların başlarını ağrıtmaya devam edecek.
Ancak ben bu yönetim geldiği günden beri hep dile getiriyordum, Samet Aybaba
tercihi doğru bir tercihtir. O tercihin doğru olduğu bu günlerde daha net
ortaya çıkıyor, tempolu oynayan çok gol atan savunmasın da sorunları
olmasına rağmen heyecan yaratan bir takım var. Zaman galiba en çok Beşiktaş'ın
ihtiyacı olduğu şey.
Uefa'ya gitmemesi, haftada bir maç yapması,
Beşiktaş'ın işine geldi mi sizce?
Elimizde iyi bir Galatasaray örneği var. Bir sezon önce Avrupa’ya
gitmeyen Galatasaray tek kupaya hedeflenmişti, Türkiye kupasından da
erken ayrılmıştı zaten. Bence bu bir avantaj, şu an da görüyoruz ki
Fenerbahçe’de Galatasaray’da haftada dörder gün arayla maç oynamaktan zorlanıyorlar. Ne kadar Türkiye koşullarına göre üst düzey kadroları olsa
da yetmiyor, bunu hep birlikte görüyoruz.
Sizce Galatasaray takımında bir düşüş var mı? Yapılan
takviyelerden Terim istediği verimi alabildi mi?
Bir düşüş olduğunu düşünmüyorum açıkçası, çünkü Şampiyonlar Ligi’nde
oynuyorlar ikisini bir arada götürürken doğal olarak rotasyona gidiyorsunuz ve bu da farklı görüntüleri ortaya
çıkartıyor.
Tomas Ujfalusi’nin sakatlığı dengeyi bozdu mu?
Özellikle o çok bozdu tabi, tercihleri değişik yöne çekti. Bence
Ujfalusi’den önce sezon başında başlarken Arda’lı bir plan yapmışlardı. Birden bire ardanın gidiyor olması yerine alternatif bulmakta onları
zorlandırdı üstüne Ujfalusi’nin sakatlığı da geldi böylece bir takımın omurgasının en önemli diyebileceğimiz
üç dört tane bölgesinden ikisi gitti yerlerini doldurmakta çok zorlandı
Galatasaray.
Doğru oyuncularla doldurabildiler mi?
Eldeki alternatifler içinde olabilecek ekonomik anlamda en doğrularını
aldıklarını dile getiriyorlar. Fatih Terim'in bu konuda serzenişleri var, özellikle bazı kendi istediği oyuncuları alınmaması
konusundan. Unutmayalım ki kadro tamamlandıktan sonra hiç Fatih Terim’in ağzından rüya takım
tabirini görmedik aksine bu takım rüya takımı değil acele etmeyin yaklaşımları
da vardı. Bence Hamit Altıntop
dışındaki transferler bu takımda rüya tabirine gelebilecek transferler değil.
Biraz belki Burak'ı katabiliriz ama
rüya takım dediğiniz de en azından üç dört tane oyunu bir kaç yönde oynayabilen
oyuncu demektir o da ciddi bir ekonomik yük anlamına gelir.
Şike davası sürecinden sonra sizce Türkiye'de futbola
olan ilgi azaldı mı, ne gibi şeyler değişti o dava öncesi ve sonrasında?
İlgi çok fazla azalmadı, genelde herkesin bildiği ama belgeleyemediği
konuşamadığı konular bu sefer belgelendi ve konuşuluyor noktası hakim bir yandan da malumun ilanı diyebiliriz. Fenerbahçe ile birlikte 8
9 takımın da adı geçiyor biliyorsunuz. Bir o kadar yönetici, teknik adam,
futbolcu bunların hepsi var. Evet Türkiye'de biraz ilgiyi azaltmış olabilir,
seyir ilgisini azaltmış olabilir ama bu dönemlerde görüyoruz ki o ilgi tekrar toparlanmaya başladı. Sezon
bitiminde de bu ilgi yeniden eskisi kadar alevlenecektir ama bu dönem yani
şikenin olduğu 2011 yılı Türk futbol tarihinde bence kara bir lekedir,
unutulması da mümkün değildir
Ülke spor medyasında sizce neler değişmeli?
Baktığımız zaman sürekli saha dışı konular konuşuluyor, asıl konuşulması
gereken şey 2. plana atılıyor.
Sizin bir değiştirme gücünüz olsaydı ülke medyasında neyi istemezdiniz, neyi
daha çok ön plana çıkarmak isterdiniz?
Gerçek spor adamlarını, spor yazarlığı yapmalarını isterdim. Gece
futbolcu yatıp, gece hakem yatıp, sabah yorumcu kalkanlardan değil. Yıllarca bu mesleği yapan insanların işin başında olmalarını isterdim. Ne
yazık ki Türkiye'de bu tür konulara ağırlıklı olarak patronlar onay verdiği için ve işin içinde
çok ciddi anlamda reyting ve tiraj yarışı olduğu için tercihler bu şekilde
oluyor. Birde şunu söylemekte lazım, Türk futbolunda televizyonlarda ve
gazetelerde yorum yapan herkesi spor yazarı olarak addetmek doğru değil.
Onlar zaten bence spor yazarı değil, futbol yorumcuları. Bir de öyle
adlandırmak lazım. Türk
futbolunun ne kadar değişmeye ihtiyacı varsa, Türk spor medyasında da o ölçüde
değişmeye ihtiyaç var.
Abdullah Avcı ile yeni bir anlayışa geçti milli takım,
sizce milli takımın stratejisi nasıl?
Mesela Abdullah Avcı'dan önce Sercan
Sararer, Kerim Frei gibi futbolcuları kimse duymuyordu şimdi Abdullah Avcı
gençlere daha çok şans veren bir hoca olduğu için duyulmaya başladı. Yeni anlayış sizce nasıl
ve bu anlayış uzun süre devam eder mi?
Bizim milli takımımızdaki en önemli konu sonuçtur. İyi sonuç aldığınız
sürece teknik adamın adı ne olursa olsun Abdullah Avcı, Fatih Terim, Mustafa
Denizli, Şenol Güneş, Ersun Yanal, Metin Türel hiç fark etmez iyi sonuç aldığınız
sürece milli takımda işlerin iyi gittiğini düşünür söyler hatta yazarız
da. Ama işler kötü gidince daha farklı değerlendiririz. Ne yazık ki günlük başarılar üzerine kurulu Türk futbol takımının tarihi. Abdullah
Avcı döneminde biraz daha gençleşme var ama sonuçlar o kadar kötü ki, elde edilen sonuçlar o kadar
kamuoyunu üzücü noktadaki, bu durum Abdullah Avcı'nın hamlelerinin önüne
geçiyor. Abdullah Avcı'nın hamlesi hayata geçtiği andan itibaren ‘’ne
sonuç aldın ki ?’’ sorusuyla karşı karşıya kaldığı için yeterli eğiliminde
bulunamıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













.jpg)

